İnternette dolaşırken ateizm propagandası yapan bir siteye denk geldim. Adı çok bilindik üniversitelerimizden birine mensup bir gurup, sosyal sorumluluk sahibi aydınlar olarak bir ateizm kulübü kurmuşlar. Üniversitelerine yakışır şekilde bilime hizmet etmenin yolunu bu şekilde seçmişler. Sonrasında topluma hizmet etme kaygısıyla sıralı konferanslar düzenlemişler. Konferanslardan bir kaçını baştan sona izledim. Hepsi ayrı ayrı anlatılacak kadar boşa geçen saatlerdi. Orada anlatılanlardan bahsetmek uzun sürebilir onun için kestirmeden gidip sadece bir tanesinin başlangıcından aldığım derse değineceğim. Evet, doğru okudunuz ders dedim. Konuşanlar her ne kadar dinsizde olsa ders almasını bildikten sonra her kelamdan bir hakikat nasibimiz olabilir. Bende nasiplendim elhamdulillah.
Açılış konuşması yapan sunucunun, aklı överek başladığı, ateizmin yegâne gerçek olduğuyla biten giriş konuşmasının ardından dizdiği övgülerle bir profesör sahneye çıktı. Alkışların kesilmesini bekledikten sonra; konferansı tertipleyenlere ve dinleyicilere teşekkürün ardından, dilerim bu gün anlatacaklarım hepimiz için bir uyanışa ve yeni bir başlangıca sebep olur diyerek iki saate yakın sürecek konuşmasına başladı.
İki saat boyunca ardı ardına gelen hezeyanları dinlemeye başladım. Lakin konuşma ne kadar ilerlese de benim aklım daha ilk cümleye takılıp kalmıştı. Ateist profesör konuşmaya başlarken kendince iyi temennilerde bulunup bir şeyler dilemişti. İyi hoşta, aklından geçenlerin olması yolundaki şeylerin gerçekleşmesini kimden diliyordu? Hani doğadan dilerim diye belirtecek olsa ona ayrı bir parantez açacağım fakat onu da yapmadı. Sadece dilemekle yetindi. Ben videoyu izleyip bitirmiş ve aklımda bu soruyla uğraşırken. Tanıdığım iki ateistin konuşmasına şahit oldum. Biri tatil için özel aracıyla Akdeniz’e gidecekti diğeri de ona veda ediyordu. Yolcu eden aman dikkat et trafik çok yoğun umarım kazasız belasız gidersin dedi. Yolcu olansa dilerim yollar açık olur, yolda zaman geçirmek istemiyorum diye karşılık verdi.
Bu tevafuk bana, bu ne perhiz? Bu ne lahana turşusu? Dedirtti. Yahu bunlar ateist ama hiç durmadan dua ediyorlar. Dua için adres vermiyorlar ama isteklerinden ne kastettikleri çok rahat anlaşılıyor. Sonunda âmin demeseler de umarımla, dilerimle biten cümlelerdeki istekleri yapabilecek olanın tarifi aslında isteklerden rahatlıkla anlaşılıyor. Her yerde, her zaman görecek. Gücü insana, tabiata, dahası her şeye yetecek. Üstelik insanların akıllarına, kalplerine hükmedecek. Yoksa bu saydıklarımın dışında olacak olsa, profesörün konuşmasında dilediği etkinin dinleyicilerin akıllarında, kalplerinde oluşması imkânsız olur. Kalplere, akıllara hükmedebilen bir zat olmadıkça profesör’ün isteği asla gerçekleşmeyecek.  Uzun yola gidenin kazadan korunması, yolunun açık olması, ancak onu Marmara’dan Akdeniz’e uzanan yolda, görüp kollayacak bir güç sahibiyle mümkün olur. Öyleyse her yerde gören, bilen, gücü her şeye yeten, kadir-i mutlak bir zata ihtiyaç var demektir.
Sonuçta benim anladığım şudur ki bu ateist tayfası her ne kadar el açıp yardım et Allah’ım demeseler de, isteklerinin sonunu âmin diye bitirmeseler de farkında olmadan ve dahası utanmadan Allah’tan diliyorlar. Hasta olan iyileşmeyi diliyor, ticaret yapan çok kazanmayı diliyor, sınava giren başarılı olmayı diliyor. Her ne kadar ateistte olsalar insan olduktan sonra dileklerin ardı arkası kesilmiyor.
Eminim bu yazıyı bir ateist okusa ki kolay kolay okumaz. Çünkü benim tanıdıklarımın hepsi araştırmaya gerek görmeyenlerdi. Kendisinin de anlamadığı birkaç kelamla aslında dilerim, umarım derken kasıtlarının sadece iyi niyet temennisi olduğu tarzında şeyler söyleyecek. Yani ummak, dilemek yerine temenniyi koyarak aklınca hedef şaşırtacak. O zaman adam sormazlar mı? İyi ama kimden temenni ediyorsun? Temennilerini gerçekleştirecek güç sahibi kim? Kime sığınıyorsun? Onlar ne derse desin benim cevabım da sen onu benim külahıma anlat olacak.
İbrahim zeren
04 Kasım 2015