Şüphesiz söylenen söz kıymetli bir söz ise kim söylerse söylesin değerini kaybetmez. Kim nerede söylerse söylesin doğru doğrudur yanlış da yanlış. Lakin anlamlı bir sözü söyleyen bu işi ne dediğinin farkında olmaksızın kaydettiğini çalan bir cihaz gibi yapıyorsa o vakit her şey farklı olur. Kendi ağzından çıkan söz kendisine bir şey ifade etmeyince özünde güzel bir iş birdenbire boş bir iş haline gelir. Kendisinin de müptela olduğu hastalığın ilacını başkalarına yapıp veren fakat kendisi içmeyen eczacı ne kadar acınacak durumdadır. Söylediği güzel sözün kendisine fayda vermediği insanda aynı böyledir.
Bu konuya değinmek, üç yaşındaki kızımın o güzel sesiyle yeni öğrendiği çocuk şarkısını söylemesine tanık olmamla aklıma geldi. Evde oyuncaklarıyla oynarken bir yandan da ‘’Babası Abdullah, annesi Âmine‘’ diye mırıldanıyordu. Kulağa çok hoş geliyordu. Mevzubahis olan Allah Rasulu -sallâllâhû aleyhi ve sellem- söyleyen de kızım olunca bana güzel gelmesi gayet normaldi. Bu şarkıyı daha önce duymamıştım ama bana sanki bir şeyler çağrıştırıyordu. Biraz durup düşününce buldum neye benzediğini. Her Müslüman’ın ezbere bildiği, namaz kılanların en az günde kırk defa, namaz kılmayanların dahi bol bol okuduğu Fatiha aklıma gelince anladım ki bana tanıdık gelen buydu. Namaz kılarken her rekâtta, edilen duaların arkasından ve mezarlık görünce rahmet olsun diye sürekli tekrarlanan Fatiha suresi. Bütün Müslümanlar bu sureyi dillerinden düşürmez sürekli tekrar ederler. Peki, kaçı ne söylediğini biliyor? Acaba bu bilenlerden kaçı söylediğini yapıyor? Burada Fatiha Suresini tefsir edecek ya da tümünü meallendirecek değilim. Sadece bir örnek vereceğim tekrarlarken dile çok kolay gelen kelimeler tıpkı ‘’Babası Abdullah annesi Âmine‘’ der gibi hatta daha da ahenkli dökülür sözcükler ağzımızdan. ‘’İyyake neabudu ve iyyake nestein‘’. ‘’Yalnız sana kulluk eder, yalnız senden isteriz‘’. Yani yalnız sana kulluk ettiğimiz gibi yalnız senden isteriz. Kulluk edilmeye layık olan bir tek sensin. Kendisinden istenilmeye tek hak sahibi olan sensin.
Bu satırları yazarken aklıma Süfyan-ı Sevri -rahmetullâhi aleyh- geldi. Bir akşam cemaate imamlık yapıp namaz kıldırırken Fatiha Suresinde yukarıda zikrettiğim ayetlere sıra geliyor. Okurken ‘’İyyake neabudu ve iyyake nestein‘’ diyor ve düşüp bayılıyor. Daha sonra kendine gelince soruyorlar ‘’Ne oldu? Neden bayıldınız?‘’ diye. O mübareğin cevabı gayet etkili ‘’Ben bugün doktora gittim. Allah’ım yalnız senden isterim dediğimde içimden eyvah! Ben ne yaptım? Diye düşündüm. Allah’ım yalnız senden istemem lazımken ben doktordan şifa bulmak için yardım istedim.‘’ Bu arada aman bu satırları okuyanlar doktora gitmemezlik etmesinler. Herkes Süfyan-ı Sevri -rahmetullâhi aleyh- kadar hassas yaklaşamayabilir. Elbette doktora gidip muayene olacağız, tıbbi yardım alacağız. Ama unutmamalıyız ki bir tek Allah’a kulluk edeceğiz ve yalnız ondan isteyeceğiz. Yoksa tekerleme söyler gibi ‘’İyyake neabudu ve iyyake nestein‘’ demek bir fayda vermez. Ayetler ancak anlaşılıp yaşanırsa fayda verir.
İbrahim Zeren
05 Mayıs 2008