Artık bir klasik olmuştur bardağın yarısını dolu görenler veya yarısını boş görenler. İşte bu görüş noktasında ben kendimi her zaman bardağın yarısını boş görenler safında kabul ettim. Bu kabul edişim kazançlarla sevinerek oyalanmak yerine kayıplara üzülmeyi bir kazanç bilmemden dolayıdır. Çok fazla üzüntülü, kasvetli bir hava estirip umutsuzluk havası uyandırsa da üzüntü ve kederin niyaz sayılacağı ümidiyle o ruh haline girdim. Gerçekleri öğrenmek, onlarla karşı karşıya kalmak bir risk teşkil eder. Bu riske atılmaksa cesaret ister. Bu karşı karşıya geliş her zaman alıştıra alıştıra olmaz bazen damdan düşer gibi olması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Bunun kontrolü çok güç ve zordur gerçekleri insanların önüne koyanlar bu güçlüğe hazır olmalılar yoksa maksat amacından çok uzaklaşır, alır başını başka diyarlara gider. Yüzme eğitmeninin yüzmeyi bilmeyen birisini yüzme öğretmek için denizin açıklarına götürüp; bak ben yüzüyorum sende yüzebilirsin diyerek beraber suya atlamaya teşvik etmesi muhtemel yüzme bilmeyen aceminin çırpınışlarıyla kendisini ve eğiticisini tehlikeye atmasına sebep olacaktır. Bu çırpınış şiddeti eğitmenin ve eğitilenin kurtulmasına imkân vermeyecektir. İş bu seviyeye gelmeden alt yapı hazırlanmalı, taban bilgi verilmeli gerçeklerle yüzleşme bir boğulmayla sonuçlanmamalı.
Bardağın dolu yarısını oluşturanlar makam, mevki, kültür ve ekonomik seviyeleri ne olursa olsun hareketleri adına her kazanç ve kayıptan paylarına düşeni alırlar. İslâm topluluğunu oluşturan bir profesör ile bir öğrenci, bir tüccar ile bir işçi, bir yazar ile bir emekli İslâm adına her olumlu ya da olumsuz kazanımdan kendilerine düşen miktarda etkilenecektir ben etkilenmiyorum diye düşünen yanlış düşünüyor daha doğrusu düşünmüyordur. Bu kadarla iktifa edeceğim lafı uzatıp etkilenmeyenler bardağın dolu yarısında yer almıyorlar demek istemiyorum. Sadece bardağın içinde mi dışında mı olduklarının farkında değiller diyerek avunuyorum.
İbrahim zeren
30 Mayıs 2010