Babam yeni aldığı arabayı evin kapısına park etmişti. Gece camdan bakarken birisinin arabanın kapısını açmaya çalıştığını gördü beraber koşarak arabanın yanına indik. Babam kapıyı açar açmaz hırsızla karşı karşıya geldi ve suratına bir tokat attı o an bir söz söyledi, aradan yıllar geçmesine rağmen hiç aklımdan çıkmadı. Beraber mi kazandık? Yürü git! dedi hırsıza. Evet, çok kısa ama olayı fazlasıyla açıklıyor. Beraber mi kazandık? Bunu neden anlattım çünkü bizde farkında olmadan beraber kazanmadığımız bize ait olmayan bir şeye el atıyoruz. Belki hiç farkında değiliz ama birilerinin kazancını hakkını gasp ediyoruz. Onların kazanımları üzerinde tasarruf hakkımız varmış gibi söz söylüyoruz. Haddimiz ve hakkımız olmadan yorum yapıyor, ahkâm kesiyoruz.
Asırlar önce yaşamış âlimlerin halini hiç düşündük mü? İlim öğrenmek için çektikleri eziyetleri harcadıkları emekleri hiç düşündük mü? Bir şehirden bir şehire seyahatin günler, haftalar bazen aylar sürdüğünü. At üstünde ya da yürüyerek güneşin, yağmurun altında sıcak, soğuk demeden yapılan yolculukları. Klimasız ağustos sıcağını, kalorifersiz şubat soğuğunu. Bilmediği bir konuyu aramak için bir programın, dvd’nin ya da internetin olmadığı ciltlerce kitabı araştırmak gereken zamanları. Tanıdığı bir âlime bir soru sormak için ne e-mail ne de telefon olmadığını.Ufak bir mesele için kilometrelerce uzağa gitmek gerektiği günleri. Yazmak için bilgisayar, daktilo değil kalem ve kâğıdın zor bulunduğu devirleri. İlim öğrenmek için not almak, ya da ilmini paylaşmak için kitap yazmak isteyenin önce kâğıt, kamış ve mürekkep temin etmek için para bulması ve her köşe başında olmayan o zamanın kırtasiyelerinden birine gidip alması gerektiğini. Hem ilim tahsil edilip hem çalışmak gerektiğini. Burs veren vakıfların, derneklerin sponsor firmaların yakın dönemde yayıldığını.
Bu zorlukların daha büyüklerinin ilimle uğraşanların hayatında yer aldığını da bilmemiz gerekir. Bu gün biz bir konuda araştırma yaptığımızda o mevzu ile alâkalı sayısız kaynak kitap buluyoruz. Farklı fikirleri okuyor ondan sonra, arasında seçim yapıyoruz. Bu görüş doğru bu görüş yanlış diyoruz. Doğruya uzak, doğruya daha yakın diyoruz. Üzerinde çalışılmış fikirlerin arasından çok kolay birini seçiyoruz. Aynı anda birçok görüşü okumak işimizi kolaylaştırıyor. Çarpmalar, çıkarmalar yapıyor problemi çözüyoruz. Peki, bir konuda düşünürken hiç kaynağı olmayanlar o konuyu ilk olarak yazacak olanlar. Veya sadece bir iki kitaba ulaşabilmiş olanlar. Onların işi ne kadar da zordu. Çoğu zaman yazdıkları kitapları bir yanlışlık var mı diye okuyacak kimse olmuyordu. Kitapları yayın evlerinin düzeltmenlerinin kontrolünde bilgisayarda dizilip matbaada çoğaltılmıyordu. Her kitaptan bir tane vardı isteyen bir tanede kendisine yazıyordu. Bazen kötü niyetlilerde çıkıyordu. Kendi görüşünde olmayan bir âlimin kitabını alıyor işine gelmeyen yerleri değiştirip ona göre çoğaltıyordu. Görüşlerine karşı olduğu için elinde koz olsun diye kitaba suçlanacak fikirler ekleyenler de oluyordu. Değiştirilen kitap başka bir beldeye yolculuğa çıkıyor orada çoğaltılıyor yayılıyordu. Ne televizyon ne gazete vardı. Herkesin takip ettiği ilmi sempozyumlar tertiplenmiyordu. Çoğu zaman kitabının değiştirildiğinden âlimin haberi bile olmuyordu. Kendisine ait olmayan fikirden dolayı dostları düşmanları oluyordu. Bu şartlarda rıza-i ilahi için çalışıyorlardı. Ümmete faydalanacakları ilimler bırakmak için kitaplar yazıyorlardı.
Peki, ya bugün? Bu günün şartlarında o gün için hüküm veriyoruz. Yargılayıp suçluyor verilmiş emeği yok sayıp bir kenara atıyoruz. Ahirette eleştirmeninde ötesinde ağır ithamlarda bulunduğumuz âlimle karşılaştığımızda nasıl bir hadise cereyan edebilir diye düşündük mü hiç? Mesela o âlim bizim dediğimiz gibi yanlış yapmışsa ve ona sen bu konuda İslam’a muhalif bir görüş bildirmişsin dendiğinde ‘Ya Rabbi! Ben elimdeki bilgi edinme imkânlarıyla bunu böyle anladım, amacım sadece doğruyu bulmaktı dini tahrif etmek zarar vermek değildi. Benim gayem Müslümanlara faydam olsun diye ilimle uğraşmaktı ama yanılmışım’ diyecek olursa. Bu iyi niyetinden içtihattaki hatasından dolayı onun bağışlanması çok yüksek ihtimal. Sayıp sövdüğümüz kolayca kâfir dediğimiz âlim affolunduğunda biz ne mazeret beyan edeceğiz? Allah bizi bu duruma düşmekten muhafaza etsin. Beraber kazanmadığımız ilmin kıymetini bilmek, ilahi bir tokat yemekten esirgesin.
İbrahim Zeren
24 Ekim 2008