Birçok gece aynı şeyler yaşanıyor bizim evde. Çocuklar uyumadan önce beni ortalık da görürlerse hemen taarruza başlıyorlar. Baba bize masal anlat diye. Kaçmak için şansımı deniyorum. Vergi dairesi memurlarından öğrendiğim taktik çok işe yarıyor çoğu zaman. Şimdi işim var yarın anlatırım diyorum. Elbette kaçmakta bir yere kadar. Gerçi masal anlatmak benimde hoşuma gidiyor. Televizyon filmlerinde anne veya baba çocuğa masal anlatmaya başlar daha masal bitmeden çocuk uyumuş olur. Açıkçası ne zaman böyle bir sahne görsem bende özenirdim. Böylesi mutlu bir tablonun parçası olmak gerçekten güzel. Elbette bende seviyorum o anı yaşamayı. Ama problem benim çocukların film oyuncusu değil gerçek çocuk olmasında. Masal biterken benim uykum geliyor kendimi zor tutuyorum. O sırada yorgan altından bir ses baba bir tane daha anlatsana. Zaten masal kısa olursa isyan çıkıyor. Hemen de bitti ne biçim masal bu. Her defasında bir kahraman çıkıyor sahneye sonrada onun maceraları. İşim çok kolay. Çocukların ilgilendikleri şeyleri bildiğimden kahramanları oralarda dolaştırıyorum. Masal kahramanlarımız pikniğe, parka, arkadaşlarının evine gidiyor. Salıncağa binip, top oynuyorlar. Bildik şeyler olunca çocuklarda dinlerken zorlanmıyor.
İyide bunları neden anlatıyorum? Çünkü geçen gece masal seanslarından birinde aklıma takıldı. Ben her gece bir masal kahramanı uyduruyordum. Çok sıkışırsam hazırda keloğlan vardı zaten. Keloğlan’ın başrolde olduğu her serüven reyting rekoru kırıyor bizim evde. Bunun yerine bilinen ve meşhur bir kahramanın masalını nasıl anlatırdım. Bütün dünya onu çizgi romanlarından filmlerinden tanıyordu. Bir dünya markasıydı. Süpermen masal kahramanı olabilir mi? Biraz düşündükten sonra karar verdim olamazdı. En büyük problem uçuyordu. Yarın benim çocuklarda ona özenip uçmaya kalkabilirlerdi. Üstelik bir sürü garipliği alt yapı olarak önce öğretmem gerekecekti. Kripton gezegeni, başa bela kriptonit taşı, Clark Kent den Süpermen’e dönüşmek. Hiç denemedim ama anlatmaya başlasam alacağım tepkiyi tahmin ediyorum. Baba başka masal anlat bu güzel değil. Hâlbuki keloğlan’ın başrolde oynadığı tüm senaryolar çok rahat kabul görüyordu. Aslına bakarsak göze batacak özellikleri de yoktu. Kel, fakir, tembel, karizma yerlerde sürünen biri keloğlan. İşe yarar bir kurnazlığı var birde iyi kalpli olması. Kurnazlık neyse ama iyi kalpli olmak bu zamanda geçer akçe değil. Kısa yoldan köşe dönme sevdasından mıdır bilemem tembelliğini sadece padişahın kızı için bozar. İşe yarar yaramaz o tartışılır fakat keloğlan bizim oralarda sevilir. Belki garibanlığına acır bizden sayarız. Belki bizde biraz onun gibi olmak isteriz. Her ne hikmetse kabulleniriz keloğlanı. Süpermen’se hiç de öyle değildir. Uçması bizim tevazu anlayışımıza terstir. Evlerin içini görmesi mahremiyet ihlâlidir. Çok kuvvetli olması haksız rekabet sayılır. İster uçsun ister ağzıyla kuş tutsun Süpermen bizim mahallede kabul görmez. Sadelik makbuldür bizim topraklarımızda. Bir adam iyi kalpli olsun fazlasını beklemez kimse ondan. Üçgen vücut, kocaman pazular, her yerden fışkıran kaslar para etmez bizde. Zaten o her şeyini meydana çıkaran taytla girerse bizim sokağa kriptona kadar kovalanacağı şüphesiz. Bunları düşününce keloğlan’ı daha bir sevdim. Kelde olsa oğlan bizim oğlan. Emperyalistler Süpermen masallarıyla uyutsun çocuklarını. Ben bizim kahramanlarımızla devam edeceğim çocuklarıma masal anlatmaya. Çocuklarımın rüyaları gerçekleştirebilecekleri rüyalar olsun diye.
İbrahim Zeren
11 Ekim 2010