Hani halk arasında dolaşan sayısız hurafeler vardır. Bize din diye yutturulmaya çalışılan dogmalar. Kitap okumak gibi bir alışkanlık edinmeyenlerin haliyle duyduklarının kaynağını bulmak diye bir dertleri de olmaz. Böylece kulaklarından ne girerse akıllarında yer bulur. Din adına söylenen her söze iyi niyetle hemen kabul ederim başım gözüm üstüne diyenler bu tehlikeye maruz kalanlardır. Ortalıkta dolaşan hurafe haplarını da yutan onlar olur. O kadar yaygın kullanılır ki hurafeler, herkes kabul ettiğinden tersini söylemek çok büyük bir başkaldırı sayılıp söyleyen çoğu zaman azarlanır. Nereden biliyorsun diye sormayın. Bu kafayla çok azarlanmış olduğumu tahmin edersiniz herhalde. Hâlbuki halk arasında dolaşan hurafelerin sayısını arttırmada farkında olmadan benimde katkım olmuştu. Amcam vefat edeli birkaç ay olmuştu. Yengem, annem ve babaannem sık sık mezarlık ziyaretine gidiyorlardı. Bu arada söylemem gereken bir konuda amcamın Feriköy mezarlığı’na defnedilmiş olduğudur. Mezarlığın yerini özellikle belirtmemin nedeni bulunduğu konum olayın gelişmesinde temel etkendir. Feriköy Mezarlığı, Çağlayan Meydanı’nın biraz aşağısındadır. Şimdi de çağlayan meydanı nereden çıktı diyeceksiniz. Fazla dallanıp budaklanmadan hadiseyi anlatayım.
1992 yılı nisan ayının son haftasıydı günlerden salı ya da çarşambaydı. Annem ile konuşurken laf arasında ‘’Cuma günü mezarlığa gideceğiz‘’ dedi. O yıllarda ben Mecidiyeköy’de çalışıyordum, evimizde Beyoğlu’ndaydı. O güzergâhta 1 Mayıs kutlamaları bayağı olaylı geçerdi. Yürüyüş yapanlar, polisle çatışanlar, göz yaşartıcılar, sıkılan kurşunlar hepsini genç yaşta bol bol görmüşlüğüm vardı. Edindiğim tecrübeyle 1 Mayıs kelimesi geçince hemen savunma mekanizmam kendiliğinden devreye giriyordu. Kendi adıma aldığım tedbir sabah işe çok erken gitmek ve nüfus kâğıdımı almayı unutmamaktı. Çünkü polis otobüsleri durdurup kimlik kontrolü yapıyordu. Yanlış anlama olmasın bu satırları yazarken 33 yaşındayım mevzunun geçtiği hat ise Taksim-Mecidiyeköy hattı. Bir an olağanüstü hâl bölgesinden bahsediyorum sanılmasın. Her neyse olayın mecrası değişmeden sözümü toparlayayım. Ben yine bir olay çıkar annem ile yengem de olayların ortasında kalır diye ‘’Sakın cuma günü gitmeyin! ‘’ dedim. Tabi söz o kadarla bitti. Aradan onüç sene geçmişti yine annem ile konuşurken bana ‘’ Cuma günü mezarlığa gitmek haram‘’ dedi. Ben ‘’Hayda! Bu da nereden çıktı? Yine nereden duydun? ‘’ dedim. Cevap hakikaten şok ediciydi ‘’Sen söyledin‘’ demez mi? ‘’Ne zaman söyledim, neden böyle bir şey söyleyeyim ki? ‘’ dedim. ‘’Bana, sen zamanında biz cuma günü mezarlığa gideceğiz dediğimde cuma günü olmaz demiştin‘’ diye hatırlatınca olayı anımsadım. ‘’Ben onu sana, o cuma 1 Mayıs’a denk geliyordu oralar karışık olur diye söylemiştim‘’ dedim. Bu defa aldığım cevap daha enteresandı ‘’İyide ben bunu herkese söylüyorum‘’ demez mi?
Eyvah ki ne eyvah. Ben ne maksatla söyledim ne anlamış derken işin içine birde onüç yıllık tebliğ girmez mi? Şimdi ayıkla pirincin taşını. Bundan sonrası için annemi ikna ettim. Fakat annemden duyanlar herhalde hızla tanıdıklarına duydukları mezarlık ziyaretiyle ilgi hükmü tebliğ etmeye devam ediyorlardır. Her ne hikmetse bir kitaptan okunan veya bir âlimin ağzından duyulan değil de çay sohbetlerinde konuşulanlar hızla yayılıyor. Anlayacağınız günün birinde cuma günü mezarlık ziyaret etmek haramdır, hatta inkâr eden kâfir olur diye bir şey duyarsanız özür dilerim, benim suçum. Hatamı nasıl tamir ederim bilemiyorum. Acaba hanımların çay sohbetlerine katılıp börek, kısır, dolma yenen ortamlarda bu olayı anlatsam hatamın kefareti olur mu?
İbrahim Zeren
01 Mayıs 2008