Geçmiş ve gelecek hayatın kaçınılmaz iki kavramı. Her şeyi ile insanı kuşatan iki gerçeklik. Geçmiş ve gelecek kavramının insan hayatına bakan yönü, tarih boyunca kalıplaşmış şablonlarla kabul görmüştür. Sağduyulu olma arzusundaki çoğunluk, dini inancı, yaşadığı dönem, coğrafya farkı olmaksızın; geçmiş ders alınması gereken yaşanmış zamandır tarifinde ittifak etmişlerdir. Geçmiş her ne kadar hatalı hamleleri ders alınmak için hatırda tutulan olarak söylense de pek sahiplenilmemiştir. Tozu alınmadan kenarda bırakılmış unutulmaya, unutturulmaya terk edilmiştir. Kıyas etmek gerektiğinde azlık çokluk dengesinde geçmişteki başarıların yüzdesi ne olursa olsun başarılar her zaman hatırlanmış, hataların tersine cilalanarak muhafaza edilmiştir. Üzerine tek bir toz tanesinin konmasına dahi müsaade edilmemiştir. Sürekli tekrarlanarak sanki şu an yaşanıyor ve süregelen zaman boyunca da yaşanacakmış gibi yeni nesillere sunulmuştur. Başarıların azlığı yüzde oranında çok düşük de olsa her zaman başarılar galip gösterilmiştir. Sürekli tekrarlanarak zihinlerde canlı tutulması geçmişin şu an ve gelecekle karışmasına bağlı bir övünme, gururlanma buna bağlı olarak da kendini kuvvetli görme hissi uyanmasına sebebiyet teşkil etmiştir. Böyle bir duygu bütün bir toplumu kaplayınca bu duygunun verdiği bir rehavet de üzerlerini kaplar. Sonrasında her şey yolunda gitmese de yolunda gittiği inancı hâkim olur. Bu işin en korkunç yanı ise kendileri dışındakilerin onları böyle gördüğünü zannetmeye başlamalarıdır. Toplumlardaki üstün ırk, seçilmiş millet, asil kan, soylu nesil inancıda buradan doğar. Bu duygular geçmişle övünme hissiyatı ile birleşince, topyekûn bir topluluk tembellik musibetine tutulur. Bir gün bu tembellik uykusundan aniden uyanmak zorunda kaldıklarında ise uyanışları çok acı sonuçlar doğurur. Her uyandırılış arkasında yenilgi, üzüntü, yıkım ve çoğunlukla bunlara ters olarak az bir oranda pişmanlık, ders alma bırakır. Tutuldukları hastalığın uzantısı olarak yenilgiye aslından uzak nedenler ve çözümler üretip tekrar başa dönerler.
Tarihe bakış açısında gittikçe sayıları çoğalan bir grup farklı bakış açısındakiler var ki onlar geçmiş geçmiştir o kadar der ve bırakırlar. Olmuş bitmiş, olmuşla ölmüşe çare bulunmaz biz geleceğe bakalım derler. Geçmiş iyi ya da kötü hiçbir şey bırakmaz geçer gider kötü olayları hatırlamanın ne gereği, iyi olaylarla avunmanın ne getirisi var diye düşünürler. Önemli olan gelecek, gelecek de her şey güzel olacak bekleyelim gelsin diyerek farklı bir avuntu içerisine girerler. Hayatı hayalle karıştırıp, hayalî bir âlem oluşturur sonrada içine dalıp giderler. Geçen zamanın farkına varamazlar çünkü bunun sebebini de üretmişlerdir. Geçmişi bırak yarını bilmiyoruz o zaman biz şimdiyi yaşayalım. Hayat kendini bu kadar sıkmaya değmez.  Boş şeylerle üzülmenin ne gereği var? Hiçbir şey benden kıymetli değil. Daha bunlar gibi nice boş vermişlik sözleri sürüp gider. Carpe diem/anı yaşa diye kendilerince bir felsefi söz üreterek o sözün gölgesinde yaşarlar.
Gelecek tasavvurunda ise yine iki bakış açısı vardır. Birincisi geçmişle övünme romantizmine tutulmuşlarınkidir. Şöyle ki geçmişten gelen tecrübemiz ve aldığımız dersler bizim geleceğimizi imar edecektir. Bizim bunca deneyim ve tecrübeye rağmen kötü bir gelecekle karşılaşmamız olağan dışıdır. Geçmişimiz şanlı olduğu gibi geleceğimiz de şanlı olacaktır. Tarih bizi hep daha yukarı daha ileri yazacaktır, hak ettiğimizde budur. Diğerlerinin ufak tefek iyi özellikleri abartılıyor, bizdeyse o özelliklerin onlarcası var fakat bunlar örtbas ediliyor hakkımız yeniliyor. Tarihi herkes kendince yazmıştır onların yazdıkları yalan bizim yazdıklarımız doğru. Bizim büyüklüğümüzü tarih kitaplarının sayfalarında gizlemeye çalışıyorlar varsın onlar öyle bilsin. Endişelenmeye ne gerek var biz en büyük değil miydik? Yine en büyük olacağız ve hep öyle kalacağız. İşte geçmişin romantizmi ile hem dem olanların geleceğe bakışı.
İkincisi ise geçmişi önemsemeyenlerin geleceğe bakışıdır. Bu biraz daha farklıdır. Yaparız bir şeyler düzeltiriz, hep böyle gitmez elbet talihimiz dönecek. Hayatın tamamı kötü geçemez. Olumsuz olan kısmı bittiğine göre sırada olumlu olan kısmı başlıyor. Zaten o kadar da olumsuzluk yaşamadık abartmanın anlamı yok. Ne yani oturup ağlayacak değiliz ya. Biz işimize bakalım güzel günler bizi bekliyor. Hayaller gerçek olacak kavuşacağız rüyalarımıza. Zihinlerinde çizdikleri planla hayatı birbirine karıştıran akıllarında çizip boyadıkları, süsledikleri dünyada yaşamaya başlayanlar gerçekle hayali karıştırınca bekleyen gelecek hiç de rüyalardaki gibi olmayacaktır. Karşılaşılan beklenmeyen gelecek ve o geleceğin istenmeyen getirileri hayal kırıklığına sebep olacak en sonunda iki tepkiden biri verilecektir. Birinci tepki hayata küsmek ve her şeyi boş vermektir. İkinci tepki ise artık hayatın ve kendi hayatının hiçbir şeye değmediği umutları boşa çıkartıp kazık atan hayatın boş verilmesi gerektiği kanısına varıp hayatı boşlamaktır.
Geçmiş ve geleceğe iki farklı bakış açısından ilki çoğunlukla toplumların, milletlerin bakışı. İkincisi de çoğunlukla fert boyutunda bir bakış açısıdır. Fakat bu demek değildir ki ilkinin oluşturduğu toplumlar gibi ikincisinin oluşturduğu toplumlar da yok değildir elbette vardır ve olacaktır. İlk bakış her zaman çoğunlukta olmuştur sebebi ise herhalde insanın doğasına gururlanmak daha yakın olduğu, yenilgiyi kabullenmekten uzak olduğu için olsa gerek. Bu iki grubu da düşüncelerinin doğruluğu ve devamı noktasında tutan ortak bir sebep de mali durumlarının çok kötü olmaması, maddi açıdan ortanın altına düşmemeleri ya da yerlerde sürünen bir ekonomiye sahip olmamalarıdır. Hayat standartlarını ülkelerinin maddi refahını teorilerinin bir pratiği olarak kabul ederler. Bu da düşüncelerinde ısrarcı olmaları ve her geçen gün daha da bağlanmalarına sebep olur.
Geçmiş ve geleceğe bakış açısında orta yolu bulmak iki kavramdan da yeterince faydalanmak gerekir. Geçmiş hatalarıyla doğrularıyla kabul edilmesi, ders alınması gerekendir. Hatadan nasıl ders alınıyorsa doğrudan da aynı oranda ders alınmalıdır. Yanlışlar akılda tutularak karşılaşıldığında biz bunu bir yerden hatırlıyoruz diyerek uyanmaya sebebiyet vermeli. Kazanımlar ise daha ileriye götürülmeli geliştirilmelidir. Geleceği şekillendirirken eldeki bütün materyallerden faydalanılmalıdır. Geçmiş toplumları ileri iter, gelecek de kendine çeker. Bugünün geçmişi dünün geleceği, dünün geleceği ise bugünün geçmişiydi bu asla unutulmamalı. Bu kaçınılmaz inkâr edilemez bir gerçekliktir. Geçmiş bir bedenin kendisinden enerji aldığı yiyecekler gibidir. İnsan değişik gıdalar alır, vücut o gıdaların içerisinden vitaminler, proteinler, kalsiyum ve benzeri ihtiyacı olan birçok şeyi alır. Bununla enerji sağlayarak kendini ileri iter hayatını devam ettirir. Alınan gıdalar ne kadar işe yarar ve vücut bunları ne kadar düzenli kullanırsa insan o kadar sağlıklı olur. Geçmiş de bu gıdalar gibidir insan onu alır ve ne kadar iyi kullanabilirse geleceğe o kadar sağlıklı gider. Bu gerçeklik ister bir toplum için olsun isterse tek bir fert için olsun değişmez. Toplumların tarihi olduğu gibi her insanında kendi tarihi vardır. Her insanın bir geçmişi ve bir geleceği vardır. İnsanlar da kendi tarih muhasebelerini iyi tutmalıdırlar.
İbrahim Zeren
22 Mayıs 2008