İslâm’ı öcü gibi gören o kadar çok insan var ki. Bunun suçunu yalnızca İslâm aleyhinde aramak yanlış olur. Elbette bu suçta Müslümanlarında payı var. Bizler İslâm’ı daha açık anlatmalı ve ayrıntılarıyla tanıtmalıyız. İslâm karşıtı olanların birçoğu ortada sergilenen İslâm tarifinin gerçek olmadığını biliyorlar. Onlar da aslında biliyor ki buzdağı değildir İslâm. Suyun yüzünde gördüklerinin dışında altta kalan bir parçası yoktur. İslâm’a dil uzatanlar; siz yalan söylüyor takiye yapıyorsunuz diye diye bu söylemlerinde bir sona ulaşamadılar. Zaten ulaşmak gibi bir gayeleri de yok sadece zaman geçiriyorlar. Biz anlatıyoruz lakin onlar inatla kabul etmiyorlar. Onların inanmamalarındaki çabaları, bizim anlatmadaki çabamızı geçiyor. Açıkçası bu da artık onların problemi olsun. Bize düşen bu mubin dini en güzel şekilde anlatmaktır. Yoksa bundan fazlası elden gelmediği gibi kimseden beklenemez.
Yalnız şöyle bir beklenti, belki beklenti değil de eklenti gereklidir. O da anlatmanın yanında yaşayarak söylediklerini desteklemektir. Dil lisanının yanına hâl lisanını eklemek. Emek sarf edilen konu İslâm’ı anlatma çabası olunca temsilci büyük önem teşkil eder. İslâm mahreci itibariyle fert fert yaşayış ve o örnek fertleri örnek alanların iyi örnek oluşlarıyla yayılmıştır. Bir avuç inandığını yaşayan ve söyleyen insan ve içinde inanan insanların yaşadığı birkaç ev doğru metotla bir Medine oluşturdu. Evden şehire büyüyen topluluğun uyguladığı metot tebliğin ilk şartı olarak inandığını yaşayarak bu yaşayışa evinden başlamaktan geçer. Bir ülkenin tamamında İslâm’ın yaşanmasını isteyen topluluk buna güç yetiremiyorsa; buna güç yetiremiyorum diye davasını bırakıp bir kenara çekilemez. Eğer İslâm’ı ülkenin tamamında yaşayamıyorsa yaşayabildiği kadar bir alanda yaşayarak uygulamasına bir başlangıç yapmış olur, bu alanda evidir. İslâm’ın yaşandığı her ev yeni evlere gebedir bu işin doğasında vardır. Her yeni ev yeni insanlar, yeni insanlar topluluklar topluluklarda Medine getirecektir. Ve birçok Medine de sonrasında devlet getirecektir.
İslâm münferit yaşanacak ve yayılacak bir din değildir. Cemaat ve topluluk dinidir. Fakat istenen topluluğu oluşturacak sayıya ulaşması için bir yerden başlaması gereklidir. Yayılmak istediği her coğrafyada bu yöntemle başarılı olacaktır. Tıpkı sıfırdan başlamanın azmi, inanç ve gayreti hızlı ve doğru mesafe katedilmesinde başarı sağlayacağı gibi. Yaşayarak tanıtmak ve anlatmak süregelen bir tebliğin yanına alt yapı çalışması olarak da kendini ekleyecektir. Yaşayarak ortaya koyduğumuz hayat İslâm’ın bir nevi doğruluğunun cüzi bir ispatı olacaktır. Tıpkı tabiattaki düzen ve intizamın ilmi haliyle yaratıcıyı ispat ettiği gibi bizim yaşayantımız da o yaratıcının yaşanmasını istediği sistemin ispatı olacaktır. Toplumu oluşturan en küçük yapı taşının aile olduğunu bilen her akıl sahibi; başarılı, mutlu ve örnek bir ailenin bunu İslâm ile başardığını gördüğünde bu yapı taşlarının oluşturacağı toplumun neler başarabileceğini aklında şekillendirebilecektir. Bu geçen süre zarfında zaten birçok İslâmi ev ve aile oluşacak. Buna bağlı olarak da şartlar koşullar ortaya çıktığında problemsiz olarak bir İslâmi toplum meydana getirilmiş olacaktır.
İbrahim Zeren
11 Kasım 2008