,Müslümanlar topyekûn bir cemaat olarak bir yolda ilerlemeye başladıklarında bu ilerleyiş çok yavaş ve lüzumsuz işlerle oyalanarak oluyor. Yolculuk sırasında karşılarına çıkacak engellerle ve problemlerle karşılaşmadan önce önlem almak yerine nerede, ne zaman problem çıkacak diye bekleyerek ağır aksak yol almaktalar. Bilinmelidir ki İslâmi bir düzen yaşamaya niyet edildiyse bu düzen sadece bir yerde, bir ülkede değil tüm dünyada yaşanacakmış gibi plan program yapılmalı yola öyle çıkılmalıdır. Her şey zamanı gelince yapılır, bekleyelim mantığı hiçbir sonuç ve kâr getirmez. Tam aksine çok şey götürür. Bütün dünyayı yönetmeye talip olanlar ona göre hazırlık yapmalı. Gerekli alt yapıyı tesis eden, bilim adamı, siyasetçi, aydın, akademisyen kadro yetiştirenler başarıya ulaşabilirler. Yolda yürürken ne zaman ne olacağı ve ne ile karşılaşacağımız belli olmaz. Bu yürüyüş sırasında bir ya da birçok dereyle karşılaşma ihtimali varken bütün dikkatimizi yolda karşımıza dere çıkacak hazırlıklı olalım, dereyi görünce paçaları sıvayalım diye yavaş adımlarla ve buna bağlı gereksiz temkinli yürümeye harcamamalıyız. Dere aramayı bırakmalı paçaları sıvayıp nasıl olsa bu dere bir yerde karşımıza çıkacak diyerek hazırlıklı ve hızlı yürümeliyiz.
Dünyayı dönem dönem yöneten güçlere baktığımızda onların zaman yolculuklarında rastgele ve plansız bir şekilde o pozisyona geliş yoktur. Yolculuğun daha başında Dünyayı yönetmek, Dünyayı parmağının ucunda çevirmek hırs ve planı vardır. Bugün hüzünle andığımız kaybımız Osmanlı daha kurulurken cihana hükmetmek şevki, arzusu ve beyin donanımıyla bu yola çıkmıştı. Bu yola çıkışta beyin donanımının yerine bilek kuvvetini ve keskin kılıçlarını koyanlar art niyetli ve taraflıdır. Topraklarını genişletmeyi, tebaasını arttırmayı, bir çok dini görüşü yönetmeyi bir ibadet görmeselerdi gerçekte akıl değil kılıç hükümran olsaydı bu kılıcın çok keskin olması gerekirdi. Acaba bu kılıç kör müydü? Kesmiyor ve görmüyor muydu? Ki topraklarında yüzyıllarca birçok din, millet, mezhep aynı anda, karnı tok sırtı pek yaşamıştı. Bu kılıç o kadar kör müydü? Ki halâ o coğrafya içerisinde güneşe, şeytana, ateşe tapanlar yaşıyor. Bu yönetimi beyin ve vicdandan soyutlayıp kılıca izafe edenler kendi sonunu hazırlayan ABD’ye yüzlerini çevirirlerse orada da farklı bir dünyayı yönetme arzusunun başarısını göreceklerdir. Onlar da daha ilk baştan dünyayı yönetme arzusuyla yola çıkmışlardır. Belki inançları, savundukları, varmak istedikleri nokta bizden farklıdır. Buna bağlı olarak metotları da farklılık gösterecektir, göstermiştir de. Bu mevzuda bizi ilgilendiren sadece başlangıcıdır, yoksa uyguladıkları metotların dünyaya verdiği acı burada temel meselemizden uzaktır.
Nasıl başlarsak öyle devam ederiz, öyle gideriz. Omuzlarımıza Dünyanın yükü binecekmiş gibi başlarsak, tüm dinamiklerimizi öyle yapılandırırsak yükün nerede ne kadar bineceği endişesine kapılmaz adımlarımızı sağlam atarız. Bunun için gerekli olansa ayrı ayrı değil toplu bir gidiştir. Toplu varılmak istenen bir menzile ayrı gidiş bir gidiş olmayacaktır. Birkaç gidiş, birkaç gidemeyiş olacaktır. Dağınık gidilen hedefe toplu varmayı beklemek akılcı bir durum, tutarlı bir davranış olmayacaktır. Hedef tekse ve tek bir grup olacaksa kim olursa olsun tek bir kafile başkanı tek bir lider gereklidir. O teklere birde tek bir plan eklemek gerekir. Plan, plan olmalı ütopyaya kaçmamalıdır. Bu fikir adamları bağda bahçede yetişmez, konservesi, ithali olmaz. Bizim aramızda bizimle bizim için yetişir. Bize lazım olan planı yapacak planlayıcı ihtiyacını karşılamak için zaman kaybetmek en büyük kayıptır. Yarın yarın diye ertelemek saçmalıktır. Diyelim yarın yapacağız da acaba yarın olacak mı? Biz yarın yapacağız diye beklerken kayalık bir zeminde kök salmış her fikirse plandır. Bir plan olması için planlayanlar olması gerekir. Bu planlayanları yetiştirmek, hazırlamak onların içimizde hayat bulmalarını temin etmek bizlerin görevidir. Eski köye yeni adet getirebilirsin dediğimiz her fikir adamı bize bir planın planlayıcısıdır. Yarınımız olmasın diye bekleyenleri unutmamalıyız. Paçaları sıvamalı yola çıkmalı kaybettiğimiz zamanı kazanmanın yollarını aramalıyız. Bu gidişatımızda önemli olan aslında hız değil plandır bizim hızımı keser diye bahsettiğim zaman değil, düşünce hızıdır. Planı uygulamada dakik olmak, yerli yerine koyduğumuz her parçanın bütünü oluşturmasında hız teşkil eder. Bu parçaları yerine koyuşta son parçayı koymayı beklemek hata yapmamızın en büyük sebebidir. Müslüman olarak dünyanın neresinde ve ne zaman olursak olalım en büyük hatamız işe yarar planımız olsa da planı yanlış uygulayışımızdır. Milyonlarca domino taşını dizen bir usta misali taşları dizmeye başlıyor ve bu taşların sonunu göreceğiz arzusuyla hızlı ve dikkatsiz oluyoruz. Bir yerde taşlardan bir tanesine dokunup hepsini baştan dizmek zorunda kalıyoruz. Bu Müslümanların tarih boyunca en büyük hatalarıdır. Hâlbuki bizim yapmamız gereken aslında daha basittir. Dizmemiz gereken domino taşını en doğru şekilde dizip bir sonrakine sırayı vermektir. Bu sırayı veriş ömür biterek de olsa fark etmemeli. Önemli olan bizim son taşın yerine konulduğunu görmemiz değil, son taşın yerine konulması ve bunun Müslümanlar tarafından görülmesidir.
İbrahim Zeren
10 Eylül 2008