Asr-ı saadet ile aramızda ondört asır var diye her şey gelip geçti havası esiyor. İbadetlerin en güzel ifa edildiği, en güzel insanların yaşadığı, İslâm’a ait kavramların hayatın içinde yerini doğru bulduğu bir dönem. Hepsi bu kadar. Yaşandı ve bitti. Biz artık o günleri göremeyiz. Tembelliğin, dini öğrenmekten ve uygulamaktan kaçmanın neticesi. Kim başlattıysa başlattı.Bu saçmalığı bitirelim artık. Belki kimse farkında değil ama elimizden kaçıp giden hem dünya, hem ahiret. Ramazan ibadetlerini ailecek gidilen, belediyelerin tertiplediği panayır eğlencelerine çevirdik. Elde patlamış mısır, dil bir karış dışarıda yalanan şeker macunları. Aptal aptal görmemiş gibi dolaşılan hediyelik eşya stantları. Hazır fuar indirimi varken büyük bir boşluğu dolduracakmış gibi alınan dini menkibe kitapları. Cemaatle yapılan, bir ibadet havasında geçen ramazan konserleri. Hey arkadaş uyan. Yok böyle bir şey. Senin elinde kola, çocuğunun elinde balon. Öncesinde palyaço gösterisi, sonrasında havai fişek o arada da bir hafızdan kuran dinlemek. Ne yaptığının farkında mısın? Çocukluğundaki ramazanlar geçeli daha çok olmadı. Yeni çıktı bu saçmalıklar. Sen şimdi çok bir şey görmüş gibi nerede o eski ramazanlar diyorsun. Senden sonra elinden tutup teravi namazı kılmaya camiye götürmek yerine ramazan palyaçosu seyrettirmeye götürdüğün çocuk ne diyecek? O, nerede eski ramazanlar derse bir gün anla ki sahnede bu defa ramazan şarkıcıları değil dans eden kadınlar olur.
Teravi namazını bırakıp, belediye şenlikleriyle ramazan gecelerini boşa geçirdin. Kuran okuyup dua edeceğin yerde, kandil simidi yiyerek kadir gecesini geçirdin. Şimdi ramazanda tuttuğun orucun, gece yaptığın ibadetlerin karşılığında bayram baklavası yiyerek kendini ödüllendireceksin. Hakkında hadis olup olmadığı zaten umurunda değil ama senin için bayram baklavası zaten kutsal. Bayram baklavasının kutsallık ölçüsünün bir tarafı ağız tadı bir tarafı midenin beğenmesi. Şaşmaz terazin bu senin. Kefesi ağızla mide olan terazi hayatının ölçüsünü belirler olmuş. Kendine ne yaptıysan yaptın bari çocuğuna yapma. Bayram sabahı kurulup bırakılmış oyuncak araba gibi şeker ve bahşiş toplamaya yollama çocuğunu. Kapı kapı dolaşıp şeker istemeyi, el öpüp para almayı hak etmez hiçbir çocuk. Günahsız bir masum böyle bir aşağılanmaya reva olacak fiilin sahibi olamaz. Hayatın ilk yıllarında hafızasında bayram nasıl kalacak? Kapı kapı dolaşıp şeker toplayarak, misafirliğe gidilen evlerde her büyüğün elini öpüp başını öne eğip bahşiş istediğini belli ederek geçen bir bayram.  Çocuğun aklında bunun dilencilik bayramından başka bir adı olamaz. Bayramlar dilencilik stajı yapma günü değildir. Bayram günlerini dilencilik gününe çevirmeyelim.
Çocuk yaşta birkaç şeker için kapı kapı dolaşmaya, boyun büküp şeker istemeye alışan, büyüklerinin elini öpmenin getirisinin cebine koyacağı harçlık olduğunu öğrenen çocuk, daha hayatının ilk yıllarında böyle bir eğitimle terbiye olan çocuk, ilerleyen yaşında nasıl mücahit olur? İhtiyacını yalnız Allah’tan istemeyi, insanlardan yardım beklememeyi nasıl başarır? Büyüklerinin ellerini öpmenin karşılığında para almaya alışan çocuk nasıl dünyada karşılığını beklemeden bir vakıfta dernekte çalışır? Nasıl ibadetlerinin karşılığını yalnız Allah’tan ve ahirette almaya razı olur? Çocuk terbiyesinde gözden kaçan bu hususa dikkat edelim. Bayramlarımızı çocuklarımıza doğru anlatalım.
İbrahim Zeren
30 Eylül 2008