Yakın tarihte dünyanın birçok yerinde birçok farklı topluluk sosyalist bir yaşam tarzını hayata geçirmek için uğraş verdikleri gibi ülkemizde de sol hareket adı altında toplanan birçok görüş var olagelmiştir. Dönem dönem ülkenin içinde bulunduğu ekonomik şartlarla ve yönetim boşluğuyla adlarını duyursalar da bu sadece isim duyuruştan ileri gidememiştir. Günümüzde de defalarca silinme noktasına gelip tekrar biraz toparlanarak varlıklarını devam ettirmektedirler. Burada sol hareketten bahsetmemin nedeni solun bir yanlışını daha doğrusu iki yanlışını görmek aynı yanlışa düşmemektir. Solun birinci yanlışı, bir grup sol sevdalısı, Sovyetler gibi, Küba gibi, Meksika gibi kültürü, insanı, yaşam koşulları ve hayat tarzı Türkiye ile hiçbir ortaklık teşkil etmeyen ülkelerin düzenlerini bu ülkeye ve bu ülke insanına mal etmeye çalışmaktadırlar. Bu çalışmaları hiçbir sonuç vermeyecektir, vermemiştir de. Küba’da tarlada çalışan adamın soldan bekleyişiyle, Sovyetlerde fabrikada çalışan adamın soldan beklentisi aynı olamaz. Amerika’da silah üreten bir fabrikada çalışan işçiyle Türkiye’de iplik fabrikasında çalışan işçinin soldan beklentisi aynı olamaz, olmamıştır da.
Bir diğer yanlışta bir önceki yanlışı görüp buna çare olarak savunduğu düzeni bu ülkeye adapte etmek adına ucundan köşesinden kırpıp Türkiye’ye ait olduğuna inandıkları Türklük izafe ettikleri bir sol ortaya koymaya çalışmalarıdır. Tıpkı Türk-İslâm sentezini ortaya koyanlar gibi. Savundukları sistemin baştan yanlış olması beşeri bir sistem olması ebetteki solun ilk yanlışıdır bu muhakkak. Fakat ben sadece bu yanlış sistemin yayılma çabasındaki başka bir yanlışlığa dikkat çekmek istedim. Yoksa böyle olmasa sol hayat bulur demek istemedim. Sol tabi ki kabul görmeyecektir bu onun beşeri bir düzen oluşunun kaçınılmaz sonucudur. Ben solun kendi sonunu, çaresizliğinin içinde barındırdığına dikkat çekmek istedim. İslâm’ı olduğu gibi almak gereklidir, bir şey eklemek çıkarmak gibi bir saçmalık ve hata İslâm’ın barındırmayacağı bir yanlıştır. Böyle bir hareketi İslâm adına yapmak diye bir şey yoktur. Böyle bir hareket yapılırsa bu gayri İslami bir hareket olacaktır. Sola ait bu iki örneği İslâm ile bir kıyaslama olsun diye zikretmedim. İslâm’ı herhangi bir düzen ya da sistemle mukayese etmek gereksiz ve bir o kadarda saçmadır. Elbette ki İslâm ilahi düzendir karşısına çıkacak beşeri sistemler tutarlılık göstermeyecektir. İslâm etnik yapı, bölge, ırk farkı gözetmeksizin yaşanabilir bir sistemdir. İslâm toplumu tek bir topluluk, tek bir ümmettir. Bir şeyleri bir millete adapte edeceğim derseniz ve İslâm kelimesine bir millet ismi eklerseniz bu ister Türk-İslâm sentezi olsun, ister Arap İslâmi olsun, ister Fars İslâmi olsun varacağınız sonuç ilerleyen zamanda maksadın amaçtan sapması olacaktır. Bu gidiş o kadar ötelere olacaktır ki geriye dönüp bakıldığında mahreç görülmeyecek asıl tanınmayacaktır.
İster İslâm’a bir şey kazandırmak adına olsun, ister millet olgusuna bir şey kazandırmak isteğiyle olsun bu tutum yanlıştır. İslâm’a ve kendisine İslâm mal edilen millete çok şey kaybettirecektir. İzlenen bu yol yavaş yavaş diğer Müslüman milletleri dışlama ve kendi devletini üstün görmeye neden olacaktır. Bu da İslâm’ın ruhuna terstir. Böyle bir tutum nasyonellik izleri taşımaktadır. Hâlbuki İslâm hangi topraklarda yaşanırsa yaşansın, hangi ulusun çabasıyla yayılırsa yayılsın Müslümanların ortak dinidir. Bu ortaklıkta pastadan herkes eşit dilimi alma hakkına sahiptir. İslâm halklara, toplumlara, coğrafyalara katkıda bulunur. Hiçbir kavim, ırk, millet İslâm’a katkıda bulunamaz. Tabi ki İslâm’a hizmet aksiyonuna katkıda bulunabilirler. Fakat bu demek değildir ki İslâm onlar ile yücelir. İslâm’ı doğru düzgün yaşama başarısını göstermişlerse bunun karşılığını her anlamda doğru düzgün yaşayarak almışlardır. Bunun ilerisine gitmeye kalkmamalı. Ne ile kifayet edileceği iyi tespit edilmeli, abartmamalı. Biz olursak İslâm aziz olur dememeli. Biz olursak İslâm’ı da yanımıza alırsak aziz oluruz, bunun faydası da diğer Müslümanlara da dokunur demeli. Doğruyu söylemenin yanında söyleyiş tarzının da doğru olması gerekir. Söyleyiş tarzı inancında belirtisidir. Söylediği gibi inanmak, inandığı gibi söylemek birbirinden ayrılmamalı.
İbrahim Zeren
15 Eylül 2008