Resulullah -sallâllâhû aleyhi ve sellem- Medine’de İslâm devletini kurduğunda, teşkil ettiği devletin ilk anayasası hükmünde deklare ettiği ilk madde; Kureyş ve Yesrib ( Medine ) halklarından olan bütün Müslümanlar onlara katılan ve beraber savaşanlar hepsi de bütün insanlığın önünde tek bir ümmettirler olmuştur. Bu ilk madde sayıları az olan Müslümanların o güne gelene kadar geçirdikleri süre boyunca başında, ortasında ya da sonunda her ne şekilde ve ne zaman olursa olsun aralarına katılan ve ben Müslüman’ım diyen herkesin aynı eşitlikte kardeş olduğunu açıklamaktadır. Bu kardeşlik hep devam edecektir. Bunu Müslümanlar böyle bilmeli ve Müslümanların bunu böyle bildiğini Müslüman olmayanlarda bilmeli ve ona göre ayaklarını denk almalılar. Birlik olgusunun kardeşlikle tabir ve tarif edilmesi ve şekillenmesi ve bunun bir anayasanın birinci maddesi olması bir gövde gösterisidir. Dosta nasihat düşmana nispet bu madde etrafında toplandığımız İslâm dininin aramızda teşkil ettiği bağın sağlamlığını açıklamaktadır. Bu açıklama kısa ve net olmakla beraber birçok ayrıntıyı da kapsamaktadır. Kabile ayrımı olmadan, savaşa başında ya da sonunda katılma ayrıcalığı olmadan, hiçbir ayrıcalık ya da eksiklik olmadan, sadece Müslüman topluluğa katılmak yeterli sayılmıştır. Bu yeterliliğin tek şartı Müslüman olmaktır fakat bu Müslüman oluş eksiksiz ve tam bir imanı gerektirir. Bu şartı yerine getirmek Müslümanlığı araç değil amaç görmekle olur. Müslüman olan varmak istediği en son noktaya varmış elde edeceğini elde etmiştir. Bundan fazla bir kazanımı olamaz. Müslümanlık zirveye ulaşmak için kullanılacak bir merdiven değildir. Müslümanlık zirvedir daha yukarıda varılacak bir zirve aramak Müslüman olmanın şartlarını ihlâldir. Bu inanışta olan kimse İslâm’ın dışına çıkmış başka bir inanca girmiştir. Müslümanlık tam ve bölünemez bir bütündür. Azı, çoğu olmaz biraz eksik Müslüman, biraz yanlış Müslüman olmaz. O Müslüman olmaz başka bir şey olur.
İbrahim Zeren
22 Ocak 2009