Zaman ilerleyip teknoloji geliştikçe insanların yaşamak için kullandıkları mekânlar ve ihtiyaç duydukları cihazlarda değişiyor. Her geçen gün temposu hızlanan, adeta bir kovalamacayı anımsatan günlük hayatta ihtiyaç duyulmayan şeyler safra atarcasına terk ediliyor. Yüksek tempolu bu koşturmaca içerisinde hız kestiğine inanılan ne varsa yerini yenisine bırakıyor. Bunu örneklendirmeye kalkarsak o kadar çok misal var ki içinden çıkamayız. Ama aşağı yukarı herkesin çoktan terk ettiği saat kullanma ihtiyacı yeterli bir örnek olabilir. Saatin kaç olduğunu anlamak için herkesin bir kol saati vardı eskiden. Hatırlıyorum da ortaokula başladığımda okula geç kalmamak ya da teneffüslerin başlangıç ve bitişlerinden haberdar olmak için saatime bakıyordum. Demek ki daha çok ufak yaşlarda bir kol saati edinmek ihtiyaçtı. Bu gün herkes çantasında ya da cebinde bir cep telefonu taşıyor ve kol saati takmak sadece bir aksesuar durumunu almış. Artık kimse saati öğrenmek için koluna bakmıyor. Herkes saatin kaç olduğunu cep telefonundan öğreniyor. Böyle olunca da yılların ihtiyacı yerini teknolojik bir ürüne bırakarak unutulmaya mahkûm oluyor.
Yazının başlığıyla bunun ne alâkası var diyeceksiniz, haksızda sayılmazsınız. O zaman ben başlıkla alâkalı bir yerden başlayayım konuya. Bu defa da dünden bu güne camilerin mimarisini anlatıp iyice aklınızı karıştırmayacağım. İslâm dini ferdi ibadetlerin dışında cemaatle birlikte ifa edilmesi gereken ibadetlerin de olduğu bir dindir. Cemaatle kılınan namazın tek başına kılınan namazdan yirmi yedi kat daha fazla faziletli oluşu cemaat ruhu yaşatmaya teşvik içindir. Her hafta bir defa cuma namazı, yılda iki defa bayram namazı cemaatle kılınır. Bu namazların kılınma yeri de camiler ve mescitlerdir. İslâm’ın ilk yıllarında Müslümanlar Mekke’de bir mescit yapmamışlardı. Çünkü ortam buna müsait değildi. Zaten mescit inşa etseler de Müslümanlar Medine’ye hicret ettiğinde müşrikler o mescidi hemen yıkarlardı. Birkaç sahabe evinin bir kısmını mescit haline getirmişti ama onlar müstakil bir mescit değildi. Resulullah -sallâllâhû aleyhi ve sellem- efendimiz Mekke’den çıkıp Medine’ye hicret ettiğinde ilk iş olarak Kuba Mescidi’ni ardından Mescid-i Nebiyi inşa ettirdi. Mescitlerin önemini göstermek için kendiside bu mescitlerin inşasında bizzat çalışmıştı. İslâm tarihi boyunca camiler Müslümanların günde beş defa buluşma yeri olmuştur. Bunun dışında okul, yatılı yurt, misafir ağırlama yeri, toplantı salonu, karar alma mekânı ve daha birçok meselenin çözümlendiği yer camilerdi. Müslümanlar nerede bir yerleşim alanı oluştursalar orada ilk yaptıkları cami inşa etmekti. Evlerini, dükkânlarını, hastanelerini hep caminin etrafına yaparlardı. Camiler, hayatın ortasında dinamik mekânlar ola gelmiştir.
Peki, bu gün camiler hayatımızda nasıl bir yer tutuyor. Burada sıralayacağım maddeler acımasız bir eleştiri gibi gelebilir. Kimse kabul etmezse ben bu eleştiriyi kendi üzerime almaya razıyım çünkü kendimi de bu suçu işleyen birisi olarak görüyorum. Camilerin günümüzde nasıl kullanıldığını başlıca dört maddede anlatabilirim. Birincisi, en çok kullanılan alan olan adres tarifidir. Evet, adres tarifi için camiye hiç uğramayanlar bile o caminin yerini bilir. Camilerin yeri çok önemlidir çünkü en kolay adres camiden tarif edilir. Camiyi bul, karşı sokağa gir bizim dükkânı bulursun. Caminin iki arka sokağı, cami durağı, camiden bir sonraki durak. Hatta adres tarifinde kartvizitlerin arkasına, broşürlere çizilen krokilerde merkez olarak cami özenle yerleştirilir.
İkincisi genelde büyük camiler için geçerlidir. Camilerin avlusundan geçilerek yol kısaltılır. Dikkat edin fark edeceksiniz çoğu zaman camilerin iki kapılı avluları en kestirme yoldur. Böyle büyük ve kestirme geçişli avlusu olan camilerin bahçesinde her zaman bir yoğunluk ve bir insan akışı vardır. Tabi o yol hep caminin kenarından gelip geçer, içeriye yöneldiği pek olmaz. Üçüncüyü yazmaya aslında elim varmıyor ama yazmadan geçemeyeceğim. Camilerin zorda kalanların en çok sığındığı yeri tuvaletleridir. Nerede sıkışmış acil defi hacet ihtiyacı gereken birisi varsa ilk aradığı cami tuvaletidir. Etrafta cami göremeyen hemen ilk gördüğüne yakınlarda cami var mı? Diye sorar. Bunun aslında tuvalet var mı? Demek olduğunu herkes bilir. Çoğu zamanda hiç uzatmadan cami var mı? Sorusuna tuvalet caminin falan köşesinde cevabı verilir. Çünkü soruyu soran hafif telaşlı ve sallanmaktadır. Ülkemizde namazım kaçtı acil namaz kılmalıyım telaşında olanların sayısının az olduğu da ortadadır. Herkes bilir ki soruyu soran tuvalet var mı? Demeye utandığı için cami var mı? Der. Ömründe camiyi tek sorma sebebinin bu olmasından utanmaz ama yakınlarda tuvalet var mı? Demeye utanır. Ezanı duyduğunda hareketlenmeyen vücudu caminin tarifini alır almaz cami yolunda hızla ilerler. Bunu burada yazmakta ki amacım komik bir şey yazmak değil. Asla böyle bir şey düşünmedim sadece bu trajedinin farkına varalım istedim.
Dördüncü ve son olarak da hakiki bir son olan ölüm, herkesin yolunu camiye düşürür. Ya musalla taşına ya da musalla taşının arkasına. Muhakkak camiye gidilir. Taşın üzerinde olmama seçeneği zaten olmaz. Arkasında olmak da tanıdıklara ayıp olur diye bazen de gerçekten vefat edene hürmet edilmesinden dolayıdır. Sonuçta ölüm bir şekilde herkesin camiye gitmesine sebeptir.
Bu saydıklarım günümüzde camilerin en çok kullanıldığı sebeplerdir. Bu konuyu düşünürken akılda tutmakta fayda olur diye bilmenizi isterim İslâm’ın ilk gününden bu güne nerede Müslüman topraklarına bir saldırı olsa ilk hedef camiler olmuştur. Camilerin cemaat olmakta nasıl bir fonksiyonu olduğunu İslâm düşmanları gayet iyi anlamışlar ki ne silah deposu ne de stratejik önemi olduğu için değil sadece cemaat olma yeri olduğu için camilere saldırmışlardır. Camileri kuru bir bina görselerdi hiç boş yere bomba harcarlar mıydı? O zaman artık bizimde camilerin ne olduğunu görmemizin ve amacına uygun kullanmamızın vakti geldi de geçiyor demektir.
İbrahim Zeren
15 Mayıs 2008