Aziz hocamız Necmettin Erbakan vefat etti. O mücadele ile dolu bir hayatı geride bırakarak Rahmeti Rahmana yürüdü. Şimdi arkasından ona herkes methiyeler dizecekler. Kör ölür badem gözlü olurmuş. Erbakan hocanın gözleri zaten güzeldi demek ki övecek olanların işi kolay olacak. Ölmüş birinin ardından daha acısı tazeyken kötü konuşmanın tepki çekeceğini bilirler. Aradan bir süre geçince bu defa yazılanlar övmekten çok yermek için olacak. Bu yazı Necmettin Erbakan hocayı övmek ya da yermek için kaleme alınmamıştır. Kimseye kafa tutmak kimseye yaranmak kaygısı taşımamaktadır. Buraya yazdığım her kelimenin iyi veya kötü netice olarak ahirette karşılık bulacağına inanıyorum. Sadece talebesi olmakla iftihar ettiğim Necmettin Erbakan’a bir vefa borcu olur diye düşündüğümden yazıyorum.
Necmettin Erbakan’ı dinlerken hep bir gerçeği aklımda tuttum. O bir profesördü ama insandı. O akıllı bir siyasetçiydi ama insandı. O İslam’ı bilen bir hocaydı ama insandı. O çok zeki bir bilim adamıydı ama insandı. O yorulmayan bir dava adamıydı ama insandı. O cesur bir aksiyonerdi ama insandı. Hata yapabilirdi kesinlikle masum değildi Allah’tan hata yapmayacağı yönünde bir güvencesi yoktu. Sadece bildiğini, öğrendiğini, inandığını anlatıyordu. Necmettin Erbakan hocanın ardından inanarak ya da reyting için övenler olacak. Ben şimdi onlar için enerji harcamak istemiyorum. Fakat hocayı yerecek olanlara söyleyeceklerim var. Kimse adına söz söyleyecek değilim sadece kendi adıma konuşacağım.
Çok yakın zamanda birileri çıkıp kayıp trilyonların hesabını sorarak akıllarınca ipliğini pazara çıkaracaklar. Bunu söylerken Bosna savaşını görmezden gelecekler. Bu gün bütün dünya Müslümanlarının övünç kaynağı olan İHH’yı kimin kurduğundan bahsetmeyecekler. Kızına yaptığı düğün resimleri tekrar ortalık da dolaşacak. Müslüman zengin olamaz otelde düğün yapamaz gitsin bir kahve kapatsın hadi olmadı mahallenin düğün salonunda yapsın diyecekler. Onun talebesiyken ayrılıp farklı partiler kurulmasını bahane ederek; boşa uğraşıyor biz demiştik siyasetle bu iş olmaz diyecekler. Bunu söylerken cumhurbaşkanlığı, başbakanlık konutunun ışığının sabah ezanında yandığını düşünmeyecekler. Kişi adı vermek istemiyordum ama zikretmezsem maksat hâsıl olmayacak diye düşündüm. Tayyip Erdoğan gitse, Numan Kurtulmuş gelse o gitse Abdullatif Şener gelse ya da bir başkası bana lazım olan Başbakanlık konutunda sabah namazı vaktinde ışığın açık olması gerisi benim çözmeye gücümün yeteceği mesele değil. Erbakan’ı kendi partisinden kopup başka parti kuranlarla vurmak isteyenler önce evde birbirini yiyen üç dört tane çocuklarına söz geçirsinler. Sonrada hocaya dönüp sen yüz binlere söz geçiremedin desinler. Elbette saldırılar arasında vurgun yapan adı İslami şirketlerinde Erbakan’ın adamları olduğu konuşulacak. Necmettin Erbakan ardından milyonların gittiği bir liderdi. Peşine takılanların vicdanına hükmetmeye kudreti yoktu. Bahsi geçen adamlar hırsızlık yapmış mıdır? Holdingler kurup insanlardan para toplarken Erbakan’ın adamları olduklarından mı? Erbakan’ı kullandıklarından mı? Yaptılar. Artık orasını ben bilemiyorum. Nasılsa Allah kalpleri bilir onun için rahatım. Benim bildiğim Resulullah -sallâllâhû aleyhi ve selem- bir gün çarşıda dolaşırken esnafı teftiş etmek için üstündeki bütün ürünlerin güzel olduğu bir çuvala elini daldırıyor. Çuvalın altındaki malla üstündeki malın aynı olmadığını anlıyor. Satıcı öne güzelleri alta ıslak çürük olanları koymuş. Bunun üzerine orada şu kelamı buyuruyor  ‘’Bizi aldatan bizden değildir’’. Dikkatinizi çekerim söz söyleyen Peygamber olduğuna göre çarşıda satış yapanda Sahabe. Peygamberin adamları hata yaptıktan sonra Erbakan’ın adamlarının ne ayrıcalığı var. Onlarda bizi aldatırsa bizden değiller. Peygamberin adamları seçilmiş sahabelerdi hata yaptılar tevbe etmesini bildiler. Allah affetti onları. Erbakan’ın adamlarının böyle bir ayrıcalıkları yok. Tevbe ederler mi? Tevbeleri kabul olur mu? Hiç fikrim yok.
Erbakan benim hayatımda neyi değiştirdi? Diye anlatacak olsam şöyle özetlerim.Henüz on sekiz yaşındaydım daha on beş yaşında bir hayalin peşine düşmüştüm. Gecekonduda, varoşta büyümedim orta direk bir ailenin çocuğuydum. Cebimde para olmadığını hiç hatırlamıyorum. Hiç ferrariye binmedim ama cebimde hep otobüs parası oldu. Sıfırı görmedim ama sıfırdan gelmiş bir babanın oğlu olduğumu bildim. Babamdan annemden sıfırın altında nasıl yaşandığını dinledim. Bütün insanlar rahat yaşasın istiyordum. Refah seviyesi yüksek huzur dolu bir ülke düşlüyordum. Aslında dünyadaki bütün ülkelerde öyle olsa ne güzel olur diye içimde geçiriyordum. Sınıf farkı olmadan sosyal adalet istiyordum. Gelişmiş zengin bir Türkiye istiyordum. Bunun kendi kendine olamayacağını ancak faziletli insanlar bir araya gelirse başarılacağına inanıyordum. İlerleyen zamanda Komünizmle tanıştım. Tanıştığım güne lanet okumayacağım geçti gitti kurtuldum. Söyledikleri kulağıma hoş geliyordu ama yaptıkları hoş değildi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu derler ya hani aynı onun gibiydi. Bir gariplik vardı bu işte acayip huylanmıştım. Zaten tanrı yoktur deyip her suçu da tanrıya fatura etmelerine gıcık oluyordum. Anladım ki benim ki bir hayaldi belki gerçekleşirdi ama onlarınki saçma bir ütopyaydı. Böylece hayalimin adının Komünizm olmadığını da anlamış oldum.
Sonra Allah karşıma aynı anda bir avuç güzel adam çıkarttı işte Necmettin Erbakan hoca onlardan biriydi. O adamlar eliyle Komünizm yolunda isteksizce yürürken İslam’a şevkle koşmaya başladım Anlattıklarını dinledim, okudum, araştırdım. İlk duyduğumda Adil düzen benim için mistik bir hikâyeden alıntı gibiydi. Fakat zaman geçince bunun arada fasılalar olsa da yüzlerce yıl dünya üzerinde tatbik edildiğini öğrendim. İşin garibi de üzerinde doğup büyüdüğüm topraklarda en uzun süreyi geçirdiğini ondan öğrendim. Ben ahmak gibi gözlerimi Rusya’ya dikeceğime yere baksaydım zaten o toprakları görecektim. İşte buna ancak burnunun dibini görememek denir. Ben Erbakan’ı tanımadan önce Amerika’yı daha güçlü sanıyordum. İsrail bir köşeye sinmiş sessizce bekleyen bir yılandı haberim yoktu. Türkiye’nin başka ülkelerle yarışması imkânsız diyordum. Birkaç bin kişilik ailenin milyonları sömürdüğünü bilmiyordum. Türkiye zayıf, güçsüz, fakir bir ülkeydi benim için. Varsa yoksa Amerika Rusya ikisinden birinin kucağına sığınmak gerekiyordu. Bende sadece birini tercih etmiştim. Ben Erbakan’dan dini siyasete alet etmeyi değil siyasetin peygamber vazifesi olduğunu öğrendim. Daha on dokuz yaşındaydım bir cami avlusunda birkaç yaşlı amca aralarında siyaset konuşurken aralarından biri cami bahçesinde siyaset konuşulmaz dedi. Ben o adama doğru söylüyorsun bizim peygamberimiz caminin mihrabında konuşuyordu sizde girip içerde konuşsanız dediğimde anladım artık bende Erbakan’ın talebesi olmuştum. Orada söylediklerime hep bir ağızdan homurdanan hacı amcaların yüzlerine bakınca anladım. Onlar çağdaş Müslüman’dı bense geri kafalı bir yobazdım. Ben aktif olarak yapmasam da siyasetin bu ülkede çok şey değiştireceğine inanıyordum. Bu ülke değişirse Dünyanın değişeceğine inanıyordum. Ben artık Erbakan gibi düşünmeyi öğrenmiştim.
Yıllar geçti Erbakan bize bir yol gösterdi. Büyük düşünmeyi öğretti. Durmadan, yorulmadan çalışın dedi. Evinde mahallenin camisinde rahatça namaz kılmak yeterli olmaz dedi. Her nerede olursa olsun başka Müslümanların rahatı içinde çalışmak gerektiğini öğretti. Kenarı Dicle’de bir coni bir Mümine zulmetse sorar onu sizden Adli İlahi dedi. Söyleyecek çok sözüm var lakin bu kadarla yetineceğim. Rabbime hamdolsun habibinden sonra Erbakan misal kullar yaratarak bizleri başıboş bırakmadı. Âlemlerin efendisi peygamberimize selam olsun o bize lazım olan her şeyde en güzel örnek oldu. Necmettin Erbakan hocama müteşekkirim peygamberimizin bir kısım vasıflarını kâmilen taşıdığı ve yaşayarak bize öğrettiği için. Teşekkür ederim hocam tekrar tekrar teşekkür ederim. Seni tanımış olmaktan bahtiyarım. Hocam inşaAllah ümit ettiğimiz yerde olursun. İnşaAllah bizde ümit ettiğimiz yerde dizinin dibinde oluruz. Âmin…
İbrahim Zeren
27 Şubat 2011