Gerçekleştirilecek bir toplumsal yapılanmayı hazırlamak uzun ve çetin bir aşamadan geçmeyi gerektirebilir. Uygun ortam bulmak büyük çoğunlukla imkânsızdır. Fakat uygun ortamı hazırlamak için her zaman imkân vardır. Mademki uygun ortam olmadığından şikâyet ediliyor öyleyse uygun ortam bulamamaktan şikâyetin nesiller boyunca devamının önünü kesmek gerekir. Bu da ortam aramak yerine ortam hazırlamak ile mümkündür. Bu her akla gelebilecek bir gerçek olmasına rağmen bu yönde bir gevşeklik hatta vurdumduymazlık göz göre göre devam etmektedir. Bu her akla gelebilecek gerçeğin göz ardı edilmesi ve sahte gözyaşı dökülmesi bir hayalsizlik sorunudur. Hayal kırıklığı yaşadığı iddiasındaki yığınlar önce neyi hayal ettiklerini bir düşünsünler. Yanlış hayalin hayal kırıklığını çekmek beyhude uğraştır. Doğru tespit, doğru teşhis, doğru hedef ve sonuçla mündemiç olmayan bir hayalin hayal kırıklığı olmaz. Hayâl kurmak bir arayış ve özlemin, elde edemeyişin getirisidir. Kendisini başarmaya mecbur hisseden ve hislerini amaç, emek katkısıyla güçlendiren kendisini rahatta hissetmeyecektir. Rahatta olmayanı rehavet kaplamayacak bu da zorluğun farkına varmayı getirecektir. Tembellikten uzak bu düşünce insana mazeret uydurmayı, mazeretler arkasına sığınmayı terk ettirecektir. Şöyle olsa böyle olurdu, böyle olursa şöyle olurdu tarzında mazeretler arkasına sığınmak hiçbir insana yakışmayacak tutumdur. Bu insan Müslüman olunca bu yakışmayış apaçık bir ayıp olarak kendini belli eder.
Müslüman, Müslüman olarak anılmayı hak ettiği andan itibaren anlam ve mevki olarak çok büyük bir görev üstlenmiş olur. Bu büyük görev onun hangi mazeret arkasına sığınırsa sığınsın, mazeretin arkasında görülmesine sebep olur. Müslüman o kadar büyüktür ki onu hiçbir mazeret saklamaz. Çocuk cahilliğini anımsatan bir mantıkla mazeretler arkasına sığınmak bu görevden Müslüman’ı kurtarmayacaktır. Müslüman’ın aşamayacağı hiçbir güçlük olamaz. Ben yapacağım fakat sonuç vermeyecek demek yapmak istememenin diğer adıdır. Yapmadığı, yapmayacağı şeyleri yapmışta olmamış gibi bir sonuçla ilişkilendirmek utanma sınırının ötesine geçmiş bir insanın tutumudur. Müslüman sonuç bekleyen değil yapandır. Müslüman sonucu ortaya çıkarandır. Müslüman denklemler ve mantıklar arasında bocalamaz onların üstünde düşünerek onları aşar. Müslüman’ın düşüncelerinin aştığı noktaları fiilleri de aşacaktır, bu mantığa ters de olsa inanca düzdür. İslami inancı hiçbir mantığa dayanmaksızın bu metafizik mesnetli başarıyı kabullenmeyi gerektirir. Müslüman; gayba, görmediğine, mantık, denklem, fizik kapsamına girmeyene inanan demektir.
İbrahim Zeren
25 Eylül 2008