Farklı mekânlar, farklı konuşmacılar, farklı sponsorlar aynı amaç için çalışıyorlar. Kimi saflıktan kimi sinsilikten söze aynı kaygıyla başlıyor davet edilen konuşmacılar. Bizim 11 Eylülle alakamız yok yazıyor alınlarında. Tedirgin çıkıyorlar kürsüye mavi Marmara gemisinde bir tanıdığım var mıydı? Acaba diye. Yüzlerinde zoraki bir tebessümle İslâm adına konuşmaya başlayanların diline doladığı hep aynı nakarat oluyor; Medeniyetler ittifakı. Aynı kürsüye hadis doçenti, tefsir profesörü, İslam tarihi araştırmacısı, papaz, haham, ateist çıkıyor. Nasıl bir kürsüyse hepsini birden kucaklıyor. Kim olursan ol yine gel diyor. Medeniyetler ittifakı hep bir ağızdan dökülen nakarat. Olması imkânsız bir şeyi kırk defa söylersen olur kocakarı lafıdır. Kim söylerse söylesin, kaç defa tekrarlarsa tekrarlasın bu mümkün değildir. Üstelik bunun ispatı da çok basittir.
Ne zaman medeniyetler ittifakı sözünü duysam aklıma okulda çözdüğümüz havuz problemleri gelir. Ortada yüz litre sıvı alacak bir havuz var. Havuzun bir kenarında elinde yüz litrelik şarap fıçısıyla papaz, diğer kenarında yüz litrelik süt güğümüyle ilahiyatçı hoca efendi. İkisi de diyorlar ki bunları bu havuza dolduralım. Bizim hocayı bilmem ama papazı az çok bilirim. Şarabına süt karıştırmaz. Kendi şarap doldururken hoca bir yandan süt boşaltırsa kendi şarabının fazlasının havuzdan dışarı taşmasına müsaade etmez. İtikadından asla taviz vermez. İmanında bir şey eksiltirse imana muhalif olacağını bilir. İmanın eksiltme kabul etmeyeceğine inanır. Ne elindeki yüz litrelik şaraptan bir parça eksiltir nede içine bir damla süt karışmasına müsaade etmez. Dedim ya papazı yıllardır takip ettiğim için hakkında fikir sahibi olabildim. Şimdiki papazda kendinden öncekilerle aynı tutarlılıkla vazifesini icra etmektedir. Ama bizim hoca her gün farklı olduğundan ve benim hoca diye öğrendiğime benzemediğinde hakkında hiç bilgim yok.
İbrahim Zeren
17 Temmuz 2010