İnternetin ülkemizde yeni olduğu günlerde interneti tanıtan bir kitap okumuştum. Bilgisayarın internete uygun donanım ve yazılımını anlatan teknik bir kitaptı. Önsözünde yazar internetin savaş halinde ordunun haberleşmesi için tasarlandığını anlatıyordu. Sonrasında günlük hayata adapte edildiğinden detaylıca bahsediyordu. Yazar dünyanın değişik ülkelerinden farklı dili konuşan, farklı ırklardan, farklı dinlere mensup insanların tek tip hâle geleceğinden bahsediyordu. Tabii ki tek tipten kastettiği Amerikalı demekti. Nasıl Afrikalısı, İspanyolu, Meksikalısı, Amerikan vatandaşı olmakla gurur duyuyorsa bütün Dünyayı aynı hale getirmek istiyorlardı.  İnternetin en büyük hedefi buydu. Ne kadar korkunç ve sinsi bir hedefti. O yazıyı okuyalı ve internet hayatımıza girelim yıllar geçti. Ben bu yazıyı yazarken internetin hedefine ne kadar ulaştığı hepimizin malûmudur. Bu konuyla ilgili bir hatıramı nakletmek istiyorum. Hatırladığım kadarıyla 2001 yılıydı Amerika’nın Japonya’ya atom bombası atmasını meşru gösteren bir film gösterime girmişti. Amerikan sineması her zamanki gibi Amerika siyasetinin emrindeydi. Japonlar Amerika’nın Pearl Harbor limanına saldırıyordu. Buna karşılık olarakta Amerikalılar Japonya’ya atom bombası atıyorlardı. Atom bombası gibi korkunç bir saldırıyı meşru hakları gösteriyorlardı. Uçan sinekten haberi olduğunu söyleyen Amerika bütün gemilerini bir limanda topluyor. Birde üstüne koskoca Japon donanmasının seyrinden haberdar olmuyordu. Sanki 11 Eylül’den bahsediyor gibiyim değil mi? Senaryo aynı oyuncular farklı sadece. Önce kendi planladığı bir saldırıya uğrayıp sonrada savunma hakkımı kullanıyorum demek Amerika’nın her zaman yaptığı şey.
Tavrım gereği işin siyasi boyutundan fazla bahsetmek istemiyorum. Benim değinmek istediğim konu bu olayı anlatan Pearl Harbor filmiyle alakalı. Filmi seyrettiğim günün ertesi yirmili yaşlarda bir tanıdığım gence filmi seyrettim dedim. Filmin savaş sahnesinden bahsediyorduk. Japonlar uçakları Amerikan gemilerini bombalıyordu. Japon değilim ama o an kendimi Japonların tarafında hissettim. Şu Amerikalılara iyi ders vermişler diye düşündüm. Filmin savaş sahnesinin ne kadar iyi çekildiğinden konuşurken genç; abi adamlar bizi nasıl perişan etmiş demesin mi? Bir anda aklıma baş tarafta bahsettiğim internetin amacının ne olduğu hakkındaki yazı geldi. Demek ki adamlar hedeflerine ulaşmıştı. Aynı filmi seyreden iki Türk vatandaşı iki faklı tarafı tutuyorsa başka nedeni olamazdı. Müslüman bir aileye mensup olduğunu bildiğim genç kendini Amerika’ya yakın hissediyordu. Ben Japonların Dünyanın başına bela olan Amerika’ya sonu kendi lehlerine kötü neticelense de bir ders vermişler diye düşünmüştüm. Her ne kadar bu saldırının Amerikanın planı olduğuna inanıyor olsamda biraz gururlanmadım dersem yalan olur. Acaba bende Japon hayranı mıyım? Diye düşünmeme hiç gerek yoktu. Ben ezilenlerin, haklıların, dürüstlerin, onurluların yanında olmayı şiar bildiğim için Japonların tarafındaydım.
Benim öğrendiklerim benim Amerika’nın karşısında olmamı gerektirdi. Peki, karşımdaki bu genç kendini nasıl Amerika’ya yakın hatta Amerikalı hissetmişti? Filmde seyrettiği görüntünün tesiriyle adamlar bizi perişan etmiş diyordu. Cevap çok zor değildi aslında. Zamanının çoğunu internet başında geçiren, bilgisayar oyunlarıyla vakit tüketen birisiydi. İnternette daha iyi sörf yapabilmek için İngilizcesini geliştirmişti. Çoğu kelimeyi farkında olmadan İngilizce söylüyordu. Durum böyle olunca dinlediği müzik İngilizce, giydiği elbise Amerikan gençlerinin tarzı, yediği yemek fastfood’du. O hayatı sanal âlemde yaşıyordu. Bilgisayarın başına oturduğunda farklı bir dünyaya dalıyordu. Orada kontrol kendi elinde değildi. Farkına varmadan yönlendiriliyordu. İnternet elbette faydalıdır ama bir o kadarda zararlıdır. Sanal ortam iyi kişilerin elinde insanların hayrına kullanılabilir, tıpkı kötü kişilerin elinde şerre kullanıldığı gibi. 11 Eylül tezgâhı nasıl İslâm’ı bilmeyenlerin tanımasına bir vesile oldu. Amerikanın planları bozuldu İnternette de planlarını bozabiliriz.
ibrahim zeren
17 Mayıs 2009