Allah Resulu -aleyhissâlatu vesselam-’ın ağzından çıkan müjdeyi, ulaşılması gereken hedef olarak gördü müminler. Onlar için müjdelenmiş bir ordunun komutanı ya da askeri olmak uyanıkken görülen bir düş oldu. Herkesin birlikte kurduğu hayâldi. Allah Resulu -aleyhissâlatu vesselam- bir gün olacak demişti. Güzel bir komutana ve güzel bir orduya nasip olacak demişti. Müminler bu tarife uygun güzel mücahitler olmak için yarıştılar. Gün geldi bu müjdeye mazhar olmak Sultan Mehmet  Han’a nasip oldu. Yüzyıllarca süren bu çabanın amacı sadece İstanbul’a sahip olmak mıydı? Asla değil. İstanbul’u almak: Filistin’de Müslümanlar ölmesin diyedir. Bosna’da, Irak’ta Afganistan’da Çeçenistan’da ve daha birçok yerde müminler zulme uğramasın diyedir. İstanbul’u almak başörtülü anneler kışlalara girip mehmetçiklerin yemin törenini, üniversitelere girip başörtülü ayşe’lerin diploma törenlerini seyretsin diyedir. İstanbul’u almak Türk-kürt, alevi-sünni diye kardeş kardeşi öldürmesin diyedir. İstanbul’u almak maç çıkışında fenerli mehmetle galatasaraylı mehmet birbirine döner bıçağıyla saldırmasın diyedir. İstanbul’u almak İsrail’in sesini kesmek, müminlerin sesini yükseltmek demektir. Dünya kültür başkenti olan İstanbul ile müminlerin başkenti olan İstanbul arasındaki fark İsrail’in canı isteyince sorgusuz sualsiz Filistin’e bomba yağdırabilmesidir. Fazla söze ne hacet.
ibrahim zeren
08 Ocak 2009