Her şeyin normal seyrinde devam ettiği bir gündü. Eşim telefon etti ve çocuklarla beraber bir arkadaşına gideceğini benim akşam iş dönüşü onları alıp alamayacağımı sordu. Gelirim tabi dedim. Adresi alıp telefonu kapattım. Akşam olduğunda eşimi ve çocukları almak için gittim. Ben bütün olayın evin kapısında son bulacağını beklerken eşimin arkadaşının beyi beni eve davet etti. Nezaketen yapılmış bu daveti nezaketen kabul ettim. Oturup karşılıklı konuşmaya başladık. Bu arada beni yakından tanıyanların inanmakta zorlanacağı bir şeyi söylemem gerekiyor. İlk defa tanıştığım birisinin karşısında genelde az konuşan taraf ben olurum. Aslında buna fırtına öncesi sessizlik diyebiliriz. Benim gibi itaatkâr bir dinleyiciyi bulunca ev sahibi bana ateşli bir şekilde kültürümüzün, adetlerimizin kaybolduğu milli ve dini değerlerimize sahip çıkmak üzerine nasihatte bulundu. İkram olarak gelen çay ve kurabiyelerle zaman hızlı bir şekilde akmaya başladı. Benim kulaklarım nasihatte gözlerim duvardaki saatteydi. Ben misafir olarak geldiğim evin zilini çalarken aynı anda akşam ezanı okunmaya başlamıştı. Zaten kısa olan akşam namazının vakti hoş geldin, sohbet, çay, kurabiye derken iyice azalmıştı. Ev sahibi hararetli bir şekilde nasihatlerine devam ediyordu. Ben zaten bu duruma fazlasıyla alışıktım. Alnımda mı yazıyor? Yoksa uzun saçlı ve hafif dağınık bir tip olduğumdan mıdır? Bilemem. Beni tanımayan ilk defa tanıştığım herkes bana vaaz eder. Bu alışık olduğum duruma itirazım yoktu ama namaz vakti geçiyordu. Ev sahibinin sözünü keserek müsait bir yer varsa namaz kılmam gerekiyor dedim. Ben gayet sakin ve açık bir şekilde sormuştum ama ev sahibinin algılaması bir dakika kadar sürdü. Sanki namaz kelimesini ilk defa duymuş gibiydi. Galiba ne demek olduğunu düşünüyordu. Herhangi bir yer olabilir, kıbleyi gösterirseniz burada halının üzerinde kılabilirim diyerek algılamasına yardımcı oldum. Evin beyi hanımından seccade istedi. Buda normaldir diye düşündüm. Adamın seccadelerin nerede olduğunu bilmemesi gayet normaldi.
Yok canım bu kadarda olmaz dediğim yeri şimdi yazıyorum. İsterseniz yazının devamını okumak için koltuk, sandalye neye oturuyorsanız sıkı tutunun. Seccadeyi hanımının elinden alan beyefendi kıble ne taraf demesin mi. İşte o an ciddi bir şok yaşadım. Namaz vakti kısaldığı için şoka girmekle geçirecek vaktim yoktu. Namazımı hemen kıldım ve tekrar koltuğa oturdum. Daha önceki sessizliğimi korudum ama o andan sonra bana ne anlattığını açıkçası hiç duymadım. O an aklımdan geçenleri yazacak olsam böyle kısa bir makale değil kapsamlı bir kitap ortaya çıkar. Kıbleyi bilmeyen bir Müslüman olacağı daha önce hiç aklıma gelmemişti. Nefes almayan birisinin olacağı da aklıma gelmemişti. Kıblesiz bir evde ölmekten korktum. Kıblesi olmayan bir eve azab iner diye korktum. Cep telefonumu elime alıp saate bakıyormuş numarasıyla eşime hadi gidelim diye bir mesaj attım. Ev sahibine saat geç olmuş çocukların uyku saati mazeretini beyan ederek oradan çıktım daha doğrusu kaçtım. Eve gittiğimizde eşime olayı anlatarak o eve yenimi taşındılar diye sordum. Uzun yıllardır aynı evde yaşadıkları cevabını aldım. Evin konumu hayli ilginçti arka sokağında bir ufak cami camdan bakıldığında görülebilen yüz metre mesafede büyük bir cami vardı.
Ev sahibinin benim gibi uzun saçından Amerikan özentisi olduğu belli olan. Boynunda MP3 player, kulağında kulaklıkla dolaşmasından satanist olma ihtimali yüksek birisini engin ferasetiyle keşfetmesi zor olmamıştı. Aradığını bulunca da kültürümüze sahip çıkmak, milli ve dini değerleri korumak üzerine nasihatte bulunmuştu. Duyarlı bir insandı gençlerin heder olmasına üzülüyor olacak ki bir tanesini olsa kurtarayım diye epey çaba harcamıştı. Ama iş kendine geldiğinde kıbleyi bilmiyordu. Kıblesi olmayan bir evde oturuyordu. Bir Müslüman nasıl evinde kıble yönünü bilmez? Nasıl ölünce Müslüman mezarlığında yüzü kıbleye dönük gömülmeyi yeterli görür? Acaba melekler onun cesedini mezarının içinde kıbleden başka tarafa çevirmez mi? İnsanların aklında nasıl bir din, kültür, milli, manevi değerler oluşmuş? Bu ne saçma bir oluşumdur ki kıblesi yok. Bunların yönü nereye gidiyor? Kuranın ifadesiyle söyleyecek olursak nereye gidiyorsunuz?
İbrahim zeren
22 Nisan 2009