Dini modernleştirme düşüncesi hiç şüphesiz ki yapısı itibari ile tamamen seküler bir düşüncedir. Modernleştirilmiş bir dinde kuralları insan koyar. Hataları insan bulur ve insan düzeltir. Her şey insan içinse önemli olan da insanın rahatıdır. Hayat insanın kendisini rahat hissedeceği, günlük yaşamını ve dinini rahat sürdürebileceği şekilde yeniden en baştan düzenlenmelidir. Keyfince bir hayat süren insana din kesinlikle ayak bağı olmamalıdır. Modern bir din anlayışı aynı zamanda kapitalist bir düşüncedir. Dini modernleştirmeye çalışanlar dini hayatın içinden çıkarıp atmayı teklif etmez bunun yerine dine uygun insan değil insana uygun dinin gerekliliğini savunurlar. Dini modernleştirmeye gerekçe olarak İslâm tarihi boyunca süregelen mezhep uygulamalarındaki farkları göstermek maksatlıdır. İslâm’ı anlama noktasındaki görüş farklılıklarını zamana göre yapılan yorumlarmış gibi göstermek. Artık yeni bir yorum zamanıdır diyerek insanların aklını karıştırmak. Bu karışıklıktan istifade hilkat garibesi bir din ortaya koymak. Bunların hepsi modernistlerin değişmez taktiğidir.
Hâlbuki İslam’ı anlama noktasındaki yorum farkları İslam’ın insana verdiği önemin ispatıdır. Mizaçları fikir yapıları birbirinden farklı insanlara aynı akideye inanarak dini hayatlarına tatbikte ufak tefek yorum farkları bırakmak İslam’ın insan aklına verdiği önemin ispatıdır. Bu şekil yorum farkını meşru görmek İslâm’a mensup olan insanlarında kendilerini iyi hissetmelerini sağlar. Modernleşme bir kişinin üzerindeki elbisenin bir yerlerini kesip atarak sonra yeni parçalar ilave ederek modelini değiştirmeye çalışmasıdır. Sonra da bu elbise modeli güzel oldu fakat üzerinde çok dikiş var. İlaveler yama gibi durdu bu modelin hazır dikilmişi var. Üzerindekini çıkart da hazır dikilmişi giy demeye benziyor. Her Müslüman kendi üzerine uyan, boyuna kilosuna göre işini bilen bir terzi tarafından alınmış ölçülerle kendisi için dikilmiş elbiseyi giymiş olur. Üzerine göre dikilen kendi ölçülerine uygun elbise giyen kişiye yakışır. Modern İslam düşüncesini telkin edenlerse gel bu fikre evet de ve şu tek tip konfeksiyon elbiseyi giy diyorlar. Sonrasında bel oturmuş da paçalar uzun olmuş bir pantolon ya da kollar tamam da vücudu sıkan bir ceket. Ortalıkta dolaşan kumaşı, rengi, modeli aynı ama üzerinde emanet duran elbiselerle dolaşan bir İslâm Ümmeti.
Dini modernleştirmenin varacağı noktayı kestirmek hiç de zor değildir. Bu sonu kestirmek için en yaygın propagandalarla beynimize kazınmak istenen ne yaparsak yapalım gazetede, televizyonda, tüm basın organlarında karşımıza çıkan tiplere bakmak yeterli olacaktır. Lütfedip İslâm’a iyilik yapmaya tenezzül etmiş burnu bir karış havada tipler. Asıl amacı İslam’a saldırmak olan bunun içinde konuşmasına bende Müslüman’ım fakat diye başlayan modernleşme sevdalısı aydınlar. Bu aydınlarca savunulan en modern din olan Avrupa’nın dinine bir göz atmak gerekir. İslâm ile Hıristiyanlığı detayına inmeden kısa bir mukayeseden geçirmek dahi bizi modern İslam’ın nihai noktasına götürecektir. İslâm toplumunda Müslümanlar yeni bir yerleşim bölgesinde imar işine girişirken işe ilk önce mescit inşasından başlarlar. Bu ondört asırdır böyle olmuştur. Günümüzde dahi ufak bir yerleşim birimine gittiğinizde yeni yeni yapılan dış sıvaları tamamlanmamış inşaat demirleri bir kat daha atarız diye beklemeye alındığı için açıkta olan çatısı henüz yapılmamış binalarla karşılaşırız. O binaların doğru dürüst yolu yoktur alt yapısında eksiklikler vardır. Sayıları az ya da çok böyle bir yerleşim yerinde hemen gözümüze cami inşaatı ilişir. Cami ya binalarla beraber başlanmış ama çok daha hızla ilerleyerek yapılıyor ya da bitirilmiş ve elden geldiğince güzelleştirilmiştir. Müslümanlar için temel ihtiyaç ekmek için fırın yapmak, su için çeşme yapmak gibi bir yerde yaşamak için orada cami yapmaktır. Hıristiyanlıkta ise durum bundan çok farklıdır. Hıristiyan topluluk bir yere yerleşir belli bir sayıya ulaşır, epey kalabalıklaştık artık bize bir kilise lazım der ve kilise inşaatına başlarlar. Hıristiyan önce dünyalık sonra ukbalık yatırımını yapar. Müslüman ise yaşamak için başını sokacak bir ev ile birlikte ibadete, ibadetini yapmak için ibadethaneye ihtiyaç duyar. Hıristiyan ise öncelikle evini imar eder sonra ibadethaneye ihtiyaç duyar. Aynı örneğin üzerine gidersek Cami-Kilise karşılaştırmasında birçok örnek vardır. Müslümanlar camiye ayakkabılarını çıkarır girer ve yere diz çöküp otururlar. Sosyal statüsü ne olursa olsun bu herkes için aynıdır değişmez. Zengin fakir, cahil bilgin, sıradan halk, rütbeli birisi aralarında hiç fark yoktur. Kilisede ise camideki ayakkabısız olarak dolaşmak, diz çöküp oturmak gibi tevazuyu yaşatmayacak şekilde sandalyeyle sıraya oturma vardır. Böyle bir oturuş insanın rahat etmesini sağlayacaktır. Modernlikle övünen Hıristiyanlık mensuplarının rahatı için her şeyi düşünmeye çalışır. Böyle yapmak zorundadır çünkü mensuplarına unutturmak istediği kötü bir mazisi vardır. Ortaçağ’da bağlılarını ağır vergilerle, engizisyonlarla kendisinden korkutan kilise günlük yaşama mümkün olduğunca az müdahale ederek geçmişte yaptıklarını unutturmaya çalışmaktadır. Bunun aksini yaptığı takdirde istenmeyen ilan edilip bir köşeye atılacağını bilmektedir. Bunun içinde siyasete, ticarete ve toplumu ilgilendiren her şeye gizliden gizliye el atmıştır. İslâm’ı modernleştirmek isteyenler işin sonunu Hıristiyanlığa benzeyen İslâm’a ya da çevirebilirlerse Hıristiyanlığa çeviremezlerse adı İslâm olan ama ne olduğu pek de belli olmayan özünden kopmuş garip bir dine vardırmak amacındalar.
Yıllar önce ülkemizden Almanya’ya birçok insanımız çalışmak üzere gönderilmişti. Gerçi iş gücü eksiğini Türk işçileri ile kapatmayı Almanya istemişti bu duruma bizim yöneticilerimiz de büyük bir sevinçle olumlu karşılık vermişlerdi. Bu olumlu cevabın tek sebebi onlar sebebiyle mağlup sayıldığımız bir cihan harbimiz olduğu için eski bir müttefike iyi günde kötü günde müttefik müttefiktir diye yardım etme çabası ya da işsiz sayımızı azaltalım sorumluluğu muydu? Yoksa eğitimi, geçim sıkıntısı, sağlığı ihmal edilmiş insanımızı modern batının şefkatli kucağına bırakalım böylece bizde modernleşmeye bir yerinden başlayalım isteği miydi? Onu bilemem. Eğitimi olmayan daha köyünün dışında bir büyük şehir bile görmemiş insanımız Almanya’ya gönderiliyor ve orada modernleşmesi bekleniyordu. Herhalde orada modernleşmekten kasıt onlar gibi giyinip, onlar gibi konuşup, onlar gibi vakit geçiren belki de onlar gibi dinleri olan insanlarımız olmasıydı. Ama hiç de beklenen olmadı hatta tam tersi oldu. Almanya’ya çalışmaya giden insanlarımız orada yaşama uyum sağlamak da zorluk çekmeye başladıkları anda hemen kendilerini korumak için mescit, cami tesis ettiler. Belki Türkiye’de dine tam sarılmayanlar bile orada asimile olacaklarını anlayınca ibadetlerine önem verir oldular. Öyleleri oldu ki yabancı dil öğrenmekten korktular. Sadece lazım olduğu kadarını mecburiyet kadarını istemeden de olsa öğrendiler çünkü dillerini kaybetmenin kültürlerini, özlerini dolayısıyla da dinlerini kaybetmek olacağından korktular. İbadetlerini Türkiye’de yapmayanlar ya da düzenli yapmayanlar cuma namazı kılmak, ramazanda oruç tutup teravih kılmak konusunda ısrarlı oldular. Alışık olmadıkları o hayattan, içki içmenin normal olmasından, cinsel özgürlük diye türlü sapıklığın meşruluğundan, anne babaya saygı diye bir kavramın yokluğundan, en kutsal değerlerden bildikleri ailenin orada değerinin olmamasından korktular buna birde duymaya alışık oldukları ezan sesinin eksikliği eklenince bu konulara tepkide iyice hassaslaştılar. Böylece Avrupa’daki insanımızın ekmek parası kazanma mücadelesine modernliğe direnme mücadelesi de eklendi.
Elbette her Avrupa’ya giden aynı tepkiyi veremedi bu tepkiyi göstermeyenler orada dejenere oldular. Dillerini, kültürlerini, aile yapılarını koruyamadılar. Gerek Almanya’ya gerekse diğer Avrupa ülkelerine gidip orada çalışan Müslümanlar arasında düzenli işi, iyi geliri olanlar hatta bütün zorluklara rağmen kendi işini kuranlar, aile yapısını muhafaza edenler, kültürünü kaybetmeyenler camiye mescide sığınanlar olmuştur. Modernleşmenin onları hayata bağlayan bütün değerleri ellerinden alacağını kültürlerinin dejenere olacağını anlayanlar İslâm’a sarılarak modern dünyada kendileri olabilmeyi başarmışlardı. Adı ister modernlik olsun ister başka bir şey, Müslümanlar dinlerine dışarıdan gelecek her müdahalenin önce dinlerini sonrada sahip oldukları kültürlerini onları hayatta güçlü ve mücadeleci kılan manevi duygularını ellerinden alacağının farkındadırlar. Modernlik söylemiyle hümanist bir tavır sergilemeye çalışan caniler sizin düşünmenize gerek yok biz sizin yerinize düşünüyoruz tuzağını her gün başka bir yem kullanarak kuruyorlar. Müslümanca düşünüp Müslümanca yaşama arzusundakilerin karşısındaki en büyük tehlike önlerine konan her lokmaya tereddütsüz hemen el uzatmaları dünyalarını ve ahiretlerini o tuzağa kaptırmalarıdır. Takvimdeki tarih büyüdükçe düşmanın oyun taktikleri de büyüyor, bizimde büyütmemiz gereken bir güvenlik kalkanımız olmalı.
İbrahim Zeren
09 Haziran 2008