Günümüz siyasi hayatında muhafazakârlığın siyasi yansıması olan muhafazakâr partiler, Avrupa’da kiliseyle araları barışık olması, milli manevi değerlerle aralarının sıcak olmasıyla köklü bir taban oyuna sahiptirler. Ülkemiz Avrupa’da ne varsa alma noktasında her şeyde olduğu gibi muhafazakâr tabirini parti adlarında olmasa da söylemde isimlerine ek olarak taşımak suretiyle almıştır. Muhafazakârlar oyunu aldıkları seçmenin kendisine sadece oy vermediğini oy ile birlikte mukaddes kabul ettikleri değerlerin savunma ve korunmasını da emanet ettiğini seçim sonucu galibiyetse unuturlar, eğer seçimden muhalefet parti olarak çıkarlarsa mukaddesatın, seçmenin muhafaza ettiği değerlerin koyu bir savunucusu olarak seçimden galip çıkan iktidar partisine saldırırlar. İktidarın icraati ne olursa olsun bu saldırı şiddetinden bir şey kaybetmez. Ne gariptir ki saldırıda gösterilen gayret ve kaviyyet savunmada gösterilmez.
Bir avuç genç kız başörtülerini ve başörtülü eğitim haklarını bu ülkenin muhafazakâr partilerine emanet etmişlerdi, sonuçsa traji komik oldu. Kızların başörtüsünü koruyamayan muhafazakârlar o kızlarla beraber annelerinin de başörtülü yaşam haklarını kaybetmişlerdir. Başörtüsünün meşruiyetini tartışanlar yasak alanlar içerisine birde kamu alanlarını eklediler. Böylece başörtüsünü ve başörtülüleri kendilerince silip attılar. Kamusal alan tabiri ayrı bir gariplik barındırıyor. Kamusal alan safsatası tam bir saçmalıktır. Bir ülkenin devlet dairesi, okulu, mahkemesi kamu alanı olacak o devletin resmi dininin ibadethanesi olan devletin gözetiminde işleyen camiler kamu alanı olmayacak bu komiktir. İlahiyat fakültesine kamu alanı diye kızları başörtülü sokmayan devlet camilerden de sorumludur o zaman camiye de başörtülü sokmamalıdır kızları. Devlet eğer camiye ibadet için gittiklerini sebep gösterirse kızlar ilahiyat fakültelerine o camilerde ibadet etmesini, ettirmesini öğrenmek için gidiyoruz derler. Ve bu tartışma bugün olduğu gibi bir kısırdöngüye döner pirincin taşını da kimse ayıklamaya gönüllü olmaz. Okul eğitim yeri başörtüsü olmamalı diyenlere bir futbol takımı antrenman da krampon giymiyor da maça çıktığında mı krampon giyiyor? Diye sorsak bu garip soruya nasıl bir garip cevap gelir?
Halka açık, halkın kullanabildiği her yer kamu alanıdır. Bir ülkenin sokaklarını kamu personeli olan polis koruyorsa, belediye bakımını yapıyorsa, asfaltını karayolları ya da belediye döküyorsa her sokak bahçe, otobanlar dahi kamu alanıdır. O zaman bu kamu alanlarına başörtülüler giremeyecekler mi? Başörtülüler başörtülerini muhafaza etme görevi kendilerine düşünce eve hapsolarak mı başörtülerini muhafaza edecekler? Şimdi kadını erkekten ayıran, onu ezen eve hapseden, okula göndermeyen, hakir nâkıs gören, elinden özgürlüğünü alan İslâm mıdır? Yoksa İslâm’a bu yakıştırmaları yapanlar mı? Bu olayın müsebbipleri bilmelidirler ki bu ülkenin Müslüman kadınları başörtülerini her ne pahasına olursa olsun kendileri muhafaza ederler. Bunun için belki devlete el kaldırmaz kendilerini gerekirse eve hapsederler. Ama Allah göstermesin bir savaşa girsek sokağa fırlayıp dik başlarında başörtüleri, sırtlarında nene hatun misali top mermisi cepheye koşar bu vatanı muhafaza ederler. Üstelik tam bir feragat örneği göstererek yarım metrekarelik başörtülerini muhafaza etmeyen muhafazakârları da muhafaza ederler.
Bütün suçu muhafazakâr partilere atfetmek eksik bir yorum olur kanaatindeyim. Muhafazakâr partilerin muhafazakâr seçmenleri, başörtülü kızların, kadınların babaları, eşleri, kardeşleri, amcaları, dayıları başörtüsünü başta tutma sevdasındaki kızlara vermedikleri destekle suçun tabanını teşkil edenlerdir. Onlar o başörtüsünü baş üstünde tutma sevdalılarını ve buna mukabil katlanmak zorunda kaldıklarını görmezler mi? Tabiî ki görürler. Fakat bir tek benim oyumla ne olacak diyerek sandığa attıkları o çok şeye muktedir oyu kullanırken bunu düşünmezler. Partilerinin küçük bir eksiği gördükleri başörtüsü sorununa kayıtsız, bu yöndeki isteklere karşılıksız kalışlarını taviz verilecek bir şey olarak gördükleri sürece bu sorun, sorun olarak kalacaktır. Bir gün bir şekilde başörtüsü sorunu çözülebilir, çözülecektir de. Bu çözüm başörtülü kızlarımızı mutlu eden bir çözüm olacaktır. Yoksa başörtüsünü baştan çözüp atmak tarzı şerefsiz, haysiyetsiz ve gayri İslâmi bir çözümü kastetmiyorum. Muhtemel ki o zamanda bir başka neden aynı tarafların aynı bakış açıları, aynı sorumsuzlukları, sorunsuzlukları, dertsizlikleri nedeni ile karşımıza dikilecektir. Sahne aynı sahne, oyuncular aynı oyuncular, senaryoyu yazanlar aynı oldukça oyunun adı bu gün başörtüsü olur, yarın kuran kursu, başka bir gün başka bir şey. Belki sorunların adı farklı zamanlarda farklı isimler olacaktır. Yalnız sorunları çıkaranlar ve sorunlarla karşı karşıya kalanlar sorunlu yaşamaya çalışanlar değişmeyecektir.
İbrahim Zeren
08 Mayıs 2011