Savunduğu düşüncede ısrarlı olmak; savunulan düşüncenin kabul görmesi, taraf bulması, hayata geçmesi için kaçınılmaz bir gereklilik teşkil eder. İlk bakışta kulağa ve akla hoş gelen bu ifade harcanan çabanın nasıl bir çaba olduğu, sarf edilen gayretin ne yönde ve nasıl sarf edildiğine bağlı olarak ortaya menfi ya da müspet bir netice koyar. Varmak istediği yol doğru fakat izlediği yol yanlış olan. Binayı yükseltmek için bütün kuvvetiyle günlerce kazma kürek temel kazan bir adamın gayreti ne kadar boşunaysa, savunduğu fikri yanlış bir icra ile ortaya koyan adamın çabası da o derece yanlıştır. Böyle yaparak davasına hizmet etmiş olmaz, davasını rezil etmiş olur. Bir fikir ne kadar doğru olursa olsun, ne kadar kusursuz, noksansız, mükemmel olursa olsun; onu anlatma yayma görevini üstlenen insan olunca dava taşıyıcısının insan olmasının getirdiği eksik vasıfların zararına uğruyor. Bu eksik vasıfları fikri anlatana değil de fikre izafe etmek kabul gören bir yanlıştır. Savunulan düşünce İslâm olunca tebliğde ve uygulamada yapılan eksiklik ve hatalar İslâm davasına bir fayda vermez. Ortaya konan her yanlış ölü çocuğu emzirmeye çalışmak gibidir. Ne çocuk büyür ne de süt bir işe yarar, süt zayi olur gider çocuk da çürüyüp yok olur. Burada yanlış anlaşılmaktan korktuğumdan hemen belirtmeliyim ki burada çürüyüp yok olur diye isimlendirdiğim tabi ki İslâm davası değildir İslâm’ı anlatma, yayma, sevdirme, kabul ettirme metodudur. Tıpkı zayi olan sütün bu yolda harcanan emeği temsil ettiği gibi.
İslâm’a hizmet etme amacındaki birçok Müslüman, birçok değişik metodu kendilerince doğru saymaktadırlar. Kabul ettikleri hizmet şekli onlarca tek çıkar yoldur. Savundukları hizmet yolu doğruya ulaşmanın yegâne şartıdır. Gittikleri yol ve doğru kabul ettikleri yöntem dışındakilerin kesinlikle hatalı olduğu ise onlar için tartışma götürmez bir gerçektir. Hatta onlar için kendi yöntemlerinin başarıya ulaşamamasındaki en büyük engel diğer İslâm’a hizmet yöntemlerindeki yanlışlardır. Yanlış kabul ettikleri yöntem sahiplerinin yol ve sistemlerini sorgulamayı o kadar abartırlar ki, sorgulama onların imanına kadar varır. Bu işi abartıp kendilerini engisizyon mahkemesi gibi görüp, aforoz yetkisini fervasızca kullanmaktan da çekinmezler. Bir yol ve yöntem farkından dolayı imanı sorgulama cesaretini kendinde görenler, tek bir lafla her şeyi yıkıp berbat ederler. Kendi imanlarını tehlikeye atar, Müslümanların hızını keserler. Ortaya attıkları deşifreler imansızların elinde koz, dilinde sakız olur. Şişirip şişirip patlatırlar. Müslümanların başını ağrıtırlar. Bütün bunlar dar bakış açısına saplanıp kalmaktandır. Bencillikten kurtulamamaktandır. Ümmet olgusunu idrak edememektendir. İmanın temellerinden kopmadan yol alan her yolcuya aynı yolun yolcusuyuz diye baksalar bu hataya düşmezler. Varmak istenen nokta bizimki ile aynıysa zaten orada buluşuruz. Yok, eğer onlar hatalı yolda ve yanlış yere gitmek amacındalarsa zaten başka yollardan gideceğiz. Öyleyse onların tozu yolda bizi rahatsız edemez diye düşünseler yine problem çıkmayacak. Bitiş çizgisine önce ben varmalıyım, bunun içinde tüm rakiplerimi ortadan kaldırmalıyım diye düşünüyorlar herhalde. Amaç İslâm’a hizmet yarışı ise ve bu yarışta tatlı bir rekabet gerekliyse tek başına koşanın rakibide, yarışıda olmayacaktır. O alıp başını parkur dışında bir yöne doğru koşacak, bitiş çizgisi arayarak ömrünü geçirecektir. Hâlbuki doğru parkurda ve doğru insanlar ile koşsa bitiş çizgisine varmak daha kolay olacaktır. Önce amaç sorgulanmalı. Parkuru bitirmek mi? İpi göğüslemek mi?
İbrahim zeren
25 Kasım 2008