İstiklal caddesiyle Kasımpaşa’nın arasında bir yerde 1975 yılında doğmuşum.
Fakir bir ailenin bir tas çorbaya kaşık sallayan üçüncü kaşığı olmuşum.
Sevinmiş annem babam, yoksa tutuşturmazlardı üç numaralı o kaşığı elime.
Sonraları kaşık sayısı beşe çıkınca ilk gelen ilk çıktı.
Stoklarda problem olmasın diye öyle düşündüler herhalde.
Doğdum kimse sormadı doğmak ister misin diye.
İstemesem de bir şey değişmeyeceğini anlamam çok sürmedi.
Sonraları cennet kazanma ihtimalini duyunca iyi yere kapak attık dedim
ve sustum almasınlar diye elimden eşantiyon jetonu.
Çabuk büyüdüm gibi geldi bana çocukluğumu hızlı geçtim yaşamadan.
Arkadaşlarım için Kâinatın hâkimi he-man’di,
elektrikler kesilince geçmiyordu hükmü sevmiyordum o yüzden.
Bir araya gelip voltranı oluşturanlara gıcık olduğumdan.
Hep tek başına dolaştım Tarlabaşı’nın arka sokaklarında.
Sonraları ergenlik geldi, erdim Everest’in doruklarına.
Çok sıcaktı nedense o mevsimde dağın yamaçları.
Uyanır uyanmaz koşarak banyoya.
Dikkat et kuru yer kalmasın bastığın toprak ağlar.
Bernard Shaw yirmisinde komünist olmayanın kalbi,
kırkında hala komünist olanın ise aklı yoktur diyordu.
Komşumuz mavi gözlü ablaya, abla demiyordum artık demek ki kalbim vardı.
Komünist olayım dedim girdim ortama.
Epey zaman memleketi kurtardık faşistlerden.
Zikir ayinleri düzenliyorduk, sövüyorduk kapitalizme.
Her yüz başında bir defa tekrarlıyorduk aşk ile -oligarşik düzenin yavşakları-.
Komünist Manifesto okuyorduk hatmeden sonra.
Uzun sürmedi kestim ayağımı dergâhtan.
Komünistliği beceremedim, becerilecek gibi değildi zaten çok çirkindi
Gündüzlerin geceden farkı olmayan günler geçirdim.
Sonra bir şimşek çaktı aydınlandı ortalık.
Bir güzel insan tanıdım her eve lazım.
Allah dedi Rabb dedi seni yaratan var dedi.
Sanatkârdı kalplere lafzı celal nakşediyordu can yakmadan.
Hiç itiraz etmedim bulmuşken ustasını bıraktım kalbimi ellerine.
Sürdü gitti hayat her şeye rağmen devam etmekte.
Hiçbir şey eskisi gibi olmadı, bu defa hedefli, dertli, gayretli.
Neler gördüm daha kötüsü olamaz dedim her defasında.
Şimdilerde alışkanlık yaptı bakıp geçiyorum durmadan.
Islık çalmak şeytan çağırmaktı, umut çalmak neydi o zaman.
Prezervatifsiz girilmeyen yerlerin yanından geçtim,
ayağımda bot içine giydiğim mestlerle.
Beş parasız gezdiğim zamanlar oldu desem abartmış olurum.
Minibüs bir paraydı ve ben aylarca yürüdüm bir parasızlıktan.
Ticaret yapayım dedim küçük esnaflıktan başlar büyürüm diye düşündüm.
Olurda bulursam bir yerde parayı diye korkmadım.
Hulusi Kentmen’di olmak istediğim.
Para beni bozmazdı biliyordum.
Ben zaten bozuktum param yoktu.
Çok kazık yedim ticarette elinden tuttuğum sefillerden.
Sonraları tecrübeli demeye başladı bana akıl soranlar.
Bilmediler tecrübenin arkasındaki enayiliklerimi.
Prezantabl giyinmedim asla midem kaldırmadı o menüyü;
takım elbise, kravat, rugan ayakkabı.
Pazarlayacak bir şey girmedi çantama.
Hakka davet bildirisi dağıtıyorum ücretsiz.
Bağış da toplamıyorum derneğime.
Allah rızası için belediyeden ihale garantili.
Yürüyorum herkesin gittiği yere kadar.
Nerede olacağını bilmesem de biteceğinden şüphem yok.
Gerçi olsa ne yazar.
Cebimi deldirmeme derdindeyim, eşantiyon jeton düşmesin diye.
                                                                                                        12 Eylül 2010