İsrail oğulları ile ilgili Kuran ve Hadis kaynaklı vakaları dinlerken her ne hikmetse hep tek taraflı bakılıyor. Onların yaptıkları yanlışlar sadece onlara mahsusmuş başka kimse yapamazmış gibi algılanıyor. Yahudiler lanetli kavim bak neler yapmışlar diyenler biz ne yapıyoruz diye kendilerine hiç sormuyorlar. Elbette ki bunun sebebi safiyane bir anlayış hatası değil. Tek yanlı bakıp tek yanlı düşünmek günümüz Müslümanlarının işine geldiği için böyle oluyor. Sanki İsrail oğulları binlerce yıldır yan gelip yatmış Allah’ta onları kayırıp bu güne kadar getirmiş. Yaptıkları kötülükleri, hataları hiç gayret sarf etmeden uzaktan kumandayla yapmışlar. Yahu Allah çalışmadan kime ne vermiş ki Yahudilere verecek. Öyle bir hava oluşturulmuş ki sanki Ben-i İsrail’e mensup olanlar üstün vasıflarla nimetlenmiş seçkin insanlar. Çok kuvvetliler, çok zekiler, neye ellerini atsalar bereketleniyor, tuttukları altın oluyor. Yapmayın biraz insaflı olun buna kim inanır? Kendileri buna inanıyor diye yoksa sizde mi inanmaya başladınız? Yoksa Evangelist’ler gibi Yahudilerin seçilmiş olduğu inancı size de mi sirayet etti? Yapmayın bu kadar saf olamazsınız. Daha uzun yazarsam sözün gittiği yer çok değişecek. Sözü uzatmadan kısa bir misalle noktalamak daha hayırlı olacak gibi.
Hz. Musa -aleyhisselâm- Allah Teâlâ ile görüşmek için tur dağına çıkarken kavminin başına ağabeyi Hz. Harun -aleyhisselâm-’ı bırakmıştı. Hz. Musa -aleyhisselâm-’ın yokluğundan istifade eden Samiri adlı biri İsrailoğullarına ben size tapınacağınız bir tanrı yapayım dedi. İsrail oğulları Samiri’nin bu teklifini kabul ettiler. Ona yapacağı tanrı için kendilerinin ne yapabileceklerini sordular. Samiri yapacağı tanrı için bol miktarda altına ihtiyacı olduğunu söyledi. İsrail oğulları Firavun’dan kaçıp mısırdan çıkarken yanlarına yükte hafif pahada ağır olan şeylerini almışlardı. Bu gün olduğu gibi o günde altın takılar en kıymetli taşınabilen mallardı. İstedikleri tanrıyı yapması için bütün altınlarını Samiri’ye verdiler. Yanlarında altın olarak bulunan şeyler onların süs eşyalarıydı. Kolyeleri, bilezikleri, yüzükleri yanlarındaki tek servetleriydi. Buna rağmen tereddüt etmeden hepsini Samiri’nin ellerine teslim ettiler. Altınları alan Samiri hepsini toplayıp ateşe attıktan sonra altından bir buzağı yaptı. Yaptığı buzağı ağzından giren rüzgârın etkisiyle canlıymış gibi ses çıkarıyordu. Hadisenin devamını anlatıp sözü uzatmaya gerek yok. Bu kadarı bize lazım olan kısmıdır. Her fırsatta kötülediğimiz İsrail oğulları sapık bir inanç, boş bir amaç uğruna da olsa hedeflerine ulaşmak için en kıymetli ziynet eşyalarını vermekten çekinmemişler. Varları, yokları, her şeyleri olan altınlarını amaçları uğrunda göz kırpmadan vermişlerdi. İsrail oğullarının altın bir buzağıya taptığını herkes konuşuyor ama altını nereden buldukları üzerinde kimse düşünmüyor. Tabi bende her şeyin arkasında kötü niyet arayan birisi olarak bu gözden kaçmayı kötüye yoruyorum. Yoksa benden başka kimsenin kötü bir niyeti yok. Sadece fark edemiyorlar, işlerine gelmiyor değil. Herkes sütten çıkmış ak kaşık bir tek benim aklım bulaşık.
Kime karşı olursa olsun eleştirirken biraz insaflı olmak lazım. İnsafın sebebi olayları iyi tahlil edebilmek için gereklidir. Her hadisede sadece yanlışları aramak doğruları görmeyi engeller. Aman bu sözlerden sonra birde Yahudi hayranlığı çıkmasın başıma. Ben Kuranın kıssalarındaki ifade zenginliğine hayranım. Hamdolsun neye hayran olmam neyi sevmemem gerektiğini iyi biliyorum. Sadece kendi kendime düşünürken yalancılık yapmayı sevmiyorum. Bugün Müslümanlar İslâm için tüm servetlerini harcamayı bırakın, vermek zorunda oldukları zekâtlarını dahi ödemiyorlar. Farz olan zekâtı vermeyen ve bütün farzlara iman ettiğini söyleyenlerin samimiyetini tartışmaya gerek yok herhalde. İslâm’ın önemsediği sadaka ve infak ibadetlerinden böyle bir durumda bahsetmeye hiç lüzum yok. Daha en başta bir farzı göz ardı edenlerin nafile ile ne işi olur ki. Alışverişe çıktığında, çocuğuna düğün yaparken, yeni aldığı evi ya da yazlığı dekore ederken hesabını kontrol etmeden harcayanlar. Aman boş ver kaç defa olacak ki zaten? Harcamayacaksam kazanmanın ne manası var? Diyenler.  İş, zekât hesaplamaya gelince matematik dâhisi kesiliyorlar. Büyük bir servet kazanacak, büyük bir servet harcayacaksın. Sonrada elimde üzerinden bir yıl geçmiş şu kadar para var diyeceksin. Her gün yaptığın uyanıklıkların yanında ticari zekânı, bir de zekât hesabında göstereceksin. Maalesef  Müslümanlar dünyevi düşünüp dünyevi söylüyorlar. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla demiyorum. Sözlerimle bizi kastediyorum. Evet, evet İsrail oğullarını değil bizi kastediyorum. Dünya’ya bir defa geliyoruz doğru. Kendimiz kazanıp kendimiz harcıyoruz bu da doğru. Bir doğru daha var o da mizan bir defa, hesap bir defa olacak. Yahudileri kötülemeye harcayacağımız zamanı ve enerjiyi amellerimizi sorgulamaya harcayalım. Cebimizdeki akrebi atıp elimizi cebimize sokalım. Bu zamanda hiçbir iş parasız olmuyor. Allah’ın dinine yardım edelim ki yardım olunalım. Yoksa neler olabileceğini yazmak istemiyorum.
İbrahim Zeren
20 Haziran 2008