Günümüzde Avrupa’nın dinle barışık görünmesi ve bu barışıklığın tarih boyunca süregelen gelişim sürecini göz ardı edercesine mutluluk tablosu göstermesi çok acıdır. Bu acıyı çekense acı çekme sırası kendine geldiği için olsa gerek kilisedir. Sergilenen Hıristiyan Avrupa madalyonunun arka yüzü Hıristiyanlaşmış Avrupa değil Avrupalaşmış Hıristiyanlıktır. Kilise iktidarı ve iktidarın dayanağı sermayeyi elinden kaçırınca ipler halkların eline geçti. Artık insanın tanrısı insan olma noktasına gelindiğinde kilisenin önünde iki seçenek vardı. Birincisi insanları kendi haline bırakacak; kendi haline kalan insanlarda yaşamak için mecbur oldukları maddi sebeplere sarılacak manevi sebepleri terk edecekleri. Terk ettikleri sebeplerde kiliseyle bağlarını koparacaktı. Çünkü kilise artık yaşadıkları yüzyılda çok teokratik, çok yavan ve ihtiyaç duyulmayan hatta istenmeyen kurum olmuştu. Tarih boyunca onlara bir şeyler direten ve direttiklerinin bedelini de insanlara ağır ödeten bir kurumdu. Varlığını hep böyle sürdüre gelmişti. Hâlbuki insanlar kendi bakış açılarından bir şeyi fark ediyorlardı. Fark ettikleriyse kilise olmadan, din olmadan da yaşayabildikleriydi. Çünkü kilise onlara fazladan bir şey katmıyordu. Bu durumu fark eden kilise ikinci seçeneği tercih etti ve Hıristiyanlaştıramadığı Avrupa’ya boyun eğdi. Çoğunluğa fark ettirmeden pasifize olma pahasına Avrupalaştı. Tabir yerindeyse insanların hayatına tekrar sızdı.
Neler kaybettikleri ya da kazandıkları onların hesabı. Bizim hesabımıza düşense modern İslâm safsatasının arkasında ve önünde yatanlardır. Modern İslâm şovmenliğinin arkasında yatan nedenleri burada tekrarlamak amacında değilim. Amacım kısacada olsa modern İslâm’ın önünde ne yattığını açıklamaktır. Konu modern İslâm kavramı olunca bu kavramın net bir kavram olduğunu sanmıyorum demeyeceğim inanmıyorum. Modern İslâm kavramı her daim üzerine ilave edilmeye değişikliğe açık bir kavram. Bu değişikliklerin zaman aşımından sürekli yeni bir din ortaya çıkaracağı da apaçık ortadadır. Modern İslâm olsa olsa bir gurup insana esnek yapıda homojen bir din sunmaktır. İsterseniz buyurun, sizin için biz düşündük sizin düşünmenize gerek yok diye ortaya atılmış bir şey olsa gerek. Bu düşünce akılla vicdanla bağdaşmadığı gibi İslâm’la da bağdaşmaz. Modern İslâm demek revizyondan geçirilip peyderpey değişikliklerle aslından koparılıp tamamıyla başka bir din olacak düşünce sistemine oburga oluşturmaktır. Hazırlanan bu oburga’nın üzerinde isteyen istediğini şekillendirecektir. Kim ne ekler ya da çıkarırsa bir şey değişmeyecek ortaya çıkan hilkat garibesi modern İslâm adını alacaktır. Elbette ortaya konan inanç farklı dönemlerde farklı olacaktır. Birbirleriyle direkt bağdaştığı için benzerlik göstermese de ismi aynı olacaktır. Onlar için asıl olan arabanın modelini kabul ettirmektir. Bunun içinde model değil renk değişti göstermektir. Arabanın modeli belli olduktan sonra isteyen istediği renge boyayacak ve arabanın sadece rengi değişti modeli değil diyecektir. Modern İslâm arabasını isteyen istediği renge boyayacak bunun doğru araba olduğuna inananlarsa tereddütsüz yollarına bu arabayla devam edeceklerdir. Düşündüklerinde bulacakları en büyük problem arabanın rengi olacaktır. Nasıl olsa araba doğru, sadece rengi yanlış diyecekler. Arabayı uygun renge boyadıktan sonra yollarına devam edeceklerdir. Yanlış olanın arabanın rengi değil modeli olduğu akıllarına gelmeyecektir. Modern İslâm’ı düşünenlerin ortaya koymak istedikleri de bu misalden farklı değildir. Modern İslâm kabul ettirildikten sonra herkes bunda bir kolaylık bulacaktır. Bulamadıkları kolaylığı eklemekte bir mahzur görmeyecek böylelikle kendini rahatlatacak bu yaptığının en doğru hatta yapması gereken olduğuna inanacaktır. Bunun sonunda da içten içe bir teşekkür dahi bekleyecektir. Tabi ki şükranlarını sunacak insanlarda bulacaktır. İşte çark böylece dönmeye başlayacaktır.
İbrahim Zeren
03 Ekim 2010