Evimin penceresinden etrafı seyrettiğimde ya da sokaklarda gezindiğimde sürekli olarak çevremdeki binaların beni rahatsız ettiğini fark ederim. Rahatsızlığımın en büyük nedeni yaşadığım şehirdeki binaların yüksek olması. Oldum olası yüksek binalardan hazzetmem. Bu rahatsızlığın ortaya koyabileceğim somut bir sebebi yok. Öyle olmasaydı böyle olsaydı daha güzel olurdu diyebilecek bir altyapım da yok. Mimari ve şehir planlaması hakkında en ufak bir bilgim olmadığını itiraf etmeliyim. Buna rağmen oldum olası aynı rahatsızlığı hissediyorum.
Binaları gökyüzüne doğru uzanması bana cahilane bir meydan okuma gibi geliyor. Her geçen gün sayıları hızla çoğalan gökdelenlere baktıkça Nemrut’un kule kurdurup gökyüzüne ok atmasını hatırlıyorum. İnsanoğlu sanki bir meydan okuma çabasında. Oysa bir zamanlar bizim kültürümüzde saygı ifadesi olarak Kâbe’nin etrafına yüksek bina yapılmazdı. Oysa şimdi öyle mi? İnsanoğlu Kâbe’nin dibinde yüzlerce katlı plazalar inşa etmek için yarışıyor.
Oturmak için toplu konutlar, çalışmak için plazalar yapanların gerekçeleri kolay anlaşılır. Her geçen gün artan nüfus karşısında başka çare yok diyorlar. Peki, bu tek çıkar yol mu? Belki çok hayalci bir fikir ama, acaba şehirleri dikey değil de yatay inşa edemez miyiz? Yani her katında bir çok daire olan onlarca katlı apartmanlar yerine yana yana dizilmiş uzun mahaller olamaz mı? Birileri oturup bunun hesabını yapmalı. Mevcut araziler içerisinde atıl olanlar ve gereksiz kullanılanlar o kadar çok ki onları gördükçe bu fikrin çok da uçuk olmadığına inanıyorum.
Acaba şehirlerimiz yeryüzüne dikey yükselmek yerine yatay olamaz mı? Eğer yüksek binalar yerine yan yana dizilmiş evler olsaydı hayatımızda ne değişirdi? Benim aklıma ilk gelenler şunlar. Etrafımıza baktığımızda daha hoş bir görüntü olurdu. Başımızı kaldırdığımızda beton ya da cam binalar değil gökyüzünü görürdük. Evimize ulaşmak için yürürken sokak kapıları yerine komşularımız görme şansımız olurdu. Asansöre binip oturduğumuz kata çıkarken aralarından habersizce geçtiğimiz komşularımızın yüzünü görme, selam verip alma imkânına kavuşuruz. Yüksek binaların tepesinden şehri seyredip gururlanacağımıza ayaklarımız toprak seviyesinde gökyüzünü seyreder tevazu sahibi olurduk.
İbrahim Zeren
04 Ekim 2013