Hayat serüveninin güzergâhını belirleyen yapı taşları, insanın arzularıdır. Peşinden koşulan istekler ve onlara ulaşmak için verilen mücadeleye bağlı bir yol izlenir. Yaşamak, ticaret yapmak gibidir. Atılan her adım yapılan her hamle karşılık olarak geri döner. Fiillerimizin karşılığı bazen kâr bazen zarar olur. Her ne olursa olsun sonuçta yaptığımız gelip bizi bulur. Kazanmak için yatırım yaparız, karşılığını aldığımızda alamadığımızda olur. Yatırım yapmak riske girmektir bire on kazanmakta vardır işin sonunda, eldeki birden olmakta. Her ticaretin kaybetme riski vardır. Yapılan her yatırım, geri dönüp dönmeyeceği kesin olmayan bir kumardır. Kaybetmekte vardır kazanmakta. Lakin öyle bir yatırım vardır ki kazançlı çıkmak garantidir. Verdiğinin kat kat fazlasını geri almak, kuruşu kuruşuna zayi olmayacağından emin olmak, bu ticaretin en cazip tarafıdır. Bu güvenceyi verense kâinatın yaratıcısı mülkün sahibi olan Allah Teâlâ’dır. İş böyle olunca bu ticarete girmemek safdillik olur. Fakat her nedense bu ticaretin müşterisi çok değildir. Allah Teâlâ kullarına mallarını infak etmeleri karşılığında, verdiklerinin fazlasını geri vereceğini vaat etmektedir. Dünyada kalsa yok olup gidecek olan mallarının yerine, o malların karşılığının asla zarar görmeden saklanacağı tek mekân olan cennete transfer olacağı vaadi. Çok cazip bir teklif olduğu için kulağa hoş geliyor. İş uygulamaya geldiği zaman her şey farklı oluyor. Teoride istekli olanlar, sıra pratiğe geldiğinde çark edip yön değiştiriyor.
İlahi davetin muhatabı olan Müslümanlar, muhakkak ki cenneti arzulamaktadırlar. Yalnız arzuladıkları cenneti hak etmeye gelince aynı iştahı göstermekten bir hayli uzaklar. Yukarıda bahsettiğim ticaret söz konusu olunca bir şey vermeden karşılık beklemektedirler. Bu ticarette sermaye vermeden kâr elde etmeyi beklemenin bir anlamı yoktur. Bu rahatlık birçok şeye çalışmadan sahip olmak nedeniyledir. Evet, birçok şeyi, hiç çalışmadan hazır bulduk. Bizlere miras kalan vatan asırlar önce Müslümanların yönetimine geçmiş, bu topraklar üzerinde İslâm medeniyeti kurulmuş. Müslüman bir ailede doğmuşuz. Ezan, kamet okunarak kulağımıza adımız söylenmiş. Annemiz bizi emzirirken besmele çekmiş. Babamız, bize bakmak için çalışmaya giderken kapıdan besmele ile çıkmış iş yerine besmele ile girmiş eve besmele ile dönmüş. Ebeveynlerimiz arasında, ibadetleri minimum seviyede olanları dahi bu kadarını yapmıştır. Müslümanlığı arayıp bulmak için zorlanmamışız. Dinimizi öğrenirken, ibadetlerimizi yaparken engellenmemişiz. Bizden önceki ümmetlerin çektiği eziyetleri çekmemişiz. Ya da İslâm’a uzak bir ülkede doğmak talihsizliğinden uzak olmuşuz. Buraya kadar her şey çok güzel, her şey çok kolay. Müslümanlık bizim kazanımımızdan ziyade bize bir hediye olmuş. Sabah, babamız bayram alışverişi için ayırdığı parayı cebinden çıkarır annemiz de alır cüzdanına koyardı. Bayram öncesi annemiz elimizden tutar, çarşıdan bize bayramlık elbiseler alırdı. Çarşıdan aldıklarımızın bedelini hep annemiz öderdi. Para cepten cüzdana, oradan da dükkân sahibinin kasasına girerdi. Bizim çektiğimiz tek meşakkat elbiseyi giymek için bayram sabahını beklemekti. O gece, heyecanlanır sabretmekte zorlanırdık. Annemizin ‘Şimdi uyu! Sabah kalktığında giyeceksin’ tesellisine zor ikna olur uyurduk. Olay çok çabuk çözülürdü ‘Yatcaz kalkcaz sabah olacak, cicileri giyecez’.
Şimdi işler çok değişti. Yıllar akıp gitti. Artık beklediğimiz bayram gözümüzü dünyada kapatıp cennette açma bayramı. Fakat bu o kadar kolay olmaz. Elimizi cebimize sokma sırası bu defa bize geldi. Yalnız maddi değil bedeni, akli olarak da kesenin ağzını açma vakti. İslâm için malımızdan infak etmeli, aklımızı bu yönde çalıştırmalıyız. Yeri gelince kelâm sarf ederek davet etmeli yeri gelince iyi bir örnek olarak merak edenleri cezbetmeliyiz. Kanımızın dökülmesine gerek olan bir ortam yok diye terimizi de dökmeyecek değiliz. Sonsuz cenneti kazanmanın yolu sonsuz arzusuyla çalışmaktan geçer. Dün elbiselerimiz dolapta hazırdı, uyandığımızda giyiyorduk yarın aynısını bulmak istiyorsak bu defa elbiseyi dolaba biz koymalıyız. Bu savaştan, kavgadan uzak vatanda bu gün çalışmazsak yarın pişman oluruz.
İbrahim Zeren
03 Nisan 2008